Rock’n Roll’un Kralı: Elvis Presley

“Çocukken gerçek anlamda hayaller kuruyordum. Çizgi roman okur, kendimi çizgi kahraman hayal ederdim. Film seyreder, filmdeki kahramanla kendimi özdeşleştirirdim. Aslında tüm kurduğum hayaller bir gün gerçek oldu. Hatta defalarca. Çocukluğumda öğrendiğim bir cümle var: "Şarkısız bir gün yaşanmış değildir. Yaşamınızda müzik yoksa arkadaşınız da yoktur. Şarkısız yolculuk olmaz." Ben de hep şarkı söylüyorum. Kendim için, sizler için…” –Elvis Presley



Müzik, asırlardır farklı formlarda insanoğlunun hayatına etki etmeye devam ediyor. Bu uçsuz bucaksız denizde, ürettiği müzikle yaşadığı döneme damga vuran birçok insan ve grup, farklı isimler ve lakaplarla anılıyor. James Brown için -Godfather of Soul- ya da The Beatles için -Fab Four- denilmesi gibi. Ben de bu büyük isimler gibi bir ünvana sahip bir sanatçı ile henüz 11 yaşındayken tanıştım. İzlediğim bir filmde sesini duyar duymaz heyecanla babama koşup “Bu şarkıyı kim söylüyor?” diye sorduğumu ve sıcacık bir gülümsemeyle beraber “Elvis Presley” cevabını aldığımı, bendeki etkisini hiç kaybetmeden hatırlıyorum.


Her başarı öyküsü gibi, Rock’n Roll’un Kral’ı Elvis’in hikâyesi de engelleri aşarak zirveye doğru ilerliyor. Özgür ruhu, özgün tarzı ve benzersiz sesiyle kısa bir hayata büyük başarılar sığdıran Kral’ın hikâyesi, 8 Ocak 1935’te Amerikan ırkçılığının yoğun yaşandığı Mississippi’nin Tupelo kasabasında, babasının kendi yaptığı küçücük bir evde başlıyor. Asıl adıyla Elvis Aaron Presley, bir ikiz kardeşiyle beraber dünyaya geliyor fakat ikiz kardeşi doğumdan hemen sonra Elvis’e ve ailesine veda ediyor. Anne Galdys ve Baba Varnon Presley diğer çocuklarının ölümünün de etkisiyle onun üstüne daha çok titriyorlar.


Çocukluğu yoksullukla geçen Elvis, okulda sakin ve anne kuzusu olarak tanınıyor. Akranları tarafından dışlansa da asla sevgisiz kalmıyor. Presley ailesi düzenli olarak kiliseye gidiyor ve bu inançlı aile onu yoksulluklarının içinde mutlu bir çocuk olarak büyütüyor. İlk solistlik deneyimini kilisede edindikten sonra 10 yaşındayken bir yetenek yarışmasına katılıyor. Yarışmadaki rakiplerine göre küçük olan Elvis, kovboy kıyafetleriyle birlikte mikrofona ulaşabilmek için çıktığı sandalyede “Old Shep” adlı parçayı söylüyor ve ikincilik ödülünü alarak 5 dolar kazanıyor. 11 yaşındayken doğum günü için ailesinden bisiklet istiyor ama aile, parasızlıktan dolayı ona sadece bir gitar alabiliyor ve bu sevgi dolu aile, fark etmeden onu yıldızlara ulaştıracak yolculuğu başlatıyor.

Elvis henüz 13 yaşındayken Memphis’e taşınıyorlar. Gitarıyla artık iyice haşır neşir olan genç Elvis, bulduğu her uygun yerde müzik yapmaya çalışıyor ve ilerleyen dönemlerde dört kişilik bir grupta çalmaya başlıyor. Kendi çapında ünü de bu dönemde oluşmaya başlıyor. Ne zaman bir bara gitse “Hadi bize bir şeyler söyle çocuk.” deniyor. Parlak kıyafetleriyle ve kendine has tarzıyla dikkatleri üzerine toplamaya başlaması da yine bu gençlik dönemlerine dayanıyor. Hayatının bu evresi de çocukluğu gibi içine kapanık, çekingen ve fakirlikle geçiyor. Bir dönem ailesine destek olmak amacıyla kamyon şoförlüğü de yapıyor. Hatta adeta kendisiyle özdeşleşmiş uzun favorilerini, hayatının bu döneminde, diğer kamyon şoförlerine özendiği için bırakıyor ve bu tarz ileride “Pompadour” adıyla Elvis imzası taşıyor. Ayrıca yine gençlik zamanlarında büyük bir Ray Orbison hayranı olduğu için, kumral olan saçlarını ona benzemek amacıyla siyaha boyatıyor.


18 yaşına girdiğinde, soluğu Memphis Recording Service (ilerleyen dönemde: Sun Records) adlı plak şirketinin kapısında alıyor. Şirketin sahibi Sam Philips ise, o dönem tüm kayıtlarını siyahi şarkıcılara yaptıran şirketinin durumunu değiştirmek isteğinde olduğundan onlar gibi şarkı söyleyen bir beyaz arıyor. Deneme kayıtlarıyla bir sonuca ulaşamayan Elvis Presley, bir süre daha çalışmaya devam ediyor. Bir gün çalışmasına ara verdiği sırada eline gitarını alıp “That’s All Right” şarkısını yorumluyor ve bu esnada Sam Philips onu dinledikten sonra “Tamamdır! ” diyerek Presley’in profesyonel kariyerini başlatıyor. Bu şarkı Rock’n Roll tarihini başlatan ilk kıvılcım ve Elvis’i de siyahi tarzda şarkı söyleyen ilk beyaz yapıyor.


Sam Philips, daha o zamanlar onun özgür ve kendine has bir tarzı oluşacağının farkına varıyor. Bu şarkının yorumuyla insanların dikkatini çekmeye başlayan Elvis, ilgi çekmenin yanı sıra eleştirilere de maruz kalıyor. Çünkü siyahilerin tarzında şarkı söylüyor ve o dönemde kilise ve ırkçı kesim bu müzik tarzını benimsemiyor.

Diskjokey olan Alan Freed bu tarzı siyahi argosunda cinsel ilişki anlamına gelen Rock’n Roll olarak tanımlıyor ve bu şekilde tanıtılmasıyla tepkiler artıyor. Elvis’in tarzı “şeytanın müziği” olarak nitelendiriliyor ve Elvis, toplumun büyük bir kısmı tarafından kabul görmüyor.


Bir süre sonra Rock’n Roll, kiliselerde vaazların konusu oluyor. Hatta FBI bile Elvis Presley’i takibe alıyor ve birim başkanı Edgar J. Hoover, Rock’n Roll’u “komünizmden daha büyük bela” olarak görüyor.

Üzerine yöneltilen eleştirilere ve ithamlara rağmen gönül verdiği müziğini icra etmeye devam eden Elvis, 1955 yılında en büyük müzik şirketlerinden biri olan RCA ile anlaşıyor. Burada 10 Ocak 1956’da aldığı ilk kayıt “Heartbreak Hotel” haftalarca müzik listelerinde birinci sırayı başkalarına kaptırmıyor. Ardından kariyer basamaklarını birer birer tırmanan Elvis’in de yolu her şarkıcı gibi sinemadan geçiyor. İlk filmi, adını “Love Me Tender” şarkısından alıyor. Kasım 1956’da ilk defa kamera karşısına geçmesinin ardından, hayatı boyunca 31 filmi bulacak ayrı bir yolculuk da başlamış oluyor.


Aynı yıl The Milton Berle Show’a katılıyor ve “Hound Dog” isimli şarkısını söylerken yaptığı dansıyla tekrar eleştiri yağmuruna tutuluyor. Tutucular dansının ahlaka aykırı olduğunu savunuyor ve ardından çoğu konseri polis gözetiminde ve kameralar eşliğinde yapılıyor.


Bu ses getiren dans figürleri nedeniyle insanlar onu yeni bir lakapla anmaya başlıyor: Elvis the Pelvis. Bu söylem, ilginç bir dans olmasının yanında o zamanların tutucu toplumunda yakışıklı ve seksi olduğunu argo bir şekilde ifade ediyor. Yöneltilen tüm olumsuz eleştiri oklarına rağmen Elvis Presley, performansıyla iki şeyden emin olduğunu herkese gösteriyor: Rock’n Roll’un varlığı ve kendisinin onun Kral’ı olduğu.


1958 yılında ani bir kararla askere alınıyor. Askerlik yaptığı sırada annesi hastalanınca izin alıp annesini ziyarete geliyor, o yanındayken annesi hayata gözlerini yumuyor ve Elvis için bir depresyon dönemi başlıyor. Bu dönemde ilaç kullanmaya başlıyor, ardından görevini tamamlamak için askere dönüyor ve bölüğüyle Almanya’ya gidiyor. 3 Mart 1960’da terhis olup Amerika’ya dönüyor. Dönüşü oldukça ses getiriyor. Elvis, hayatının bu evresinde menajeri Tom’un isteği üzerine konser ve televizyona bir süre ara vererek sadece sinemaya yöneliyor.


1967 yılına gelindiğinde Elvis’in hayatında iki güzel şey gerçekleşiyor. Önce ara verip tekrar döndüğü müzikal albümüyle Grammy ödülünü kazanıyor (How Great Thou Art), sonra da Almanya’da tanıştığı günden beri büyük aşk yaşadığı Priscilla ile 1 Mayıs 1967’de evleniyor. Ardından 1 Şubat 1968’de de Lisa Mary adını verdikleri kızları dünyaya geliyor.


8 yıl sonra, 1968 yılında TV’de ilk kez bir programa katılıyor. Bu program sonraki yıllarda ’68 Comeback Special olarak adlandırılıyor ve kariyerine yeni bir yön veriyor. Büyük bir tutkuyla müzik yapmaya devam ediyor ve 1971’de Amerika’nın en başarılı sanatçılarına verilen “Bing Crosby” ödülünü alıyor. Aynı yıl karısı Priscilla evi terk ediyor ve Elvis için bu büyük bir şok oluyor. Uzun yıllardır devam ettiği ilaç kullanımını bu sıralar biraz daha arttırıyor.


Müziğe olan arzusundan asla bir şey kaybetmeden üretmeye devam ediyor ve 1972’de “He Touched Me” ile ikinci kez, ardından 1974’te Memphis konserindeki canlı ses kaydı “How Great Tou Art” ile de üçüncü kez Grammy’yi başarılarına ekliyor. Bu 2 ödül arasında “Elvis on Tour” adındaki konser görüntülerini içeren belgesel tadındaki film ile de 1973’te “Altın Küre” kazanıyor.


Sayısız albüm, konser, TV programıyla devam eden hayatında 1975’te sağlık sorunları başlıyor, obeziteye yakalanıyor. Sabahları kahvaltıda onlarca farklı malzemeler içeren neredeyse yarım metrelik sandviçler yiyor, ama bu dönemde de sağlık problemlerine rağmen albüm çalışmalarına ara vermiyor.


1977 yılına kadar üretmeye ve tüm dinleyenlerin kalplerine dokunmaya devam ediyor. 31 Temmuz 1969’dan 26 Haziran 1977’de Indianapolis’te verdiği son konsere kadar toplam 1126 konser veriyor. Yeni turnesinin hazırlıklarını sürdürürken 16 Ağustos 1977’de Graceland’deki evinde baygın halde bulunuyor. Hastaneye kaldırılan Kral, tüm çabalara rağmen kurtarılamıyor. Doktoru ölüm nedeninin kalp yetmezliği olduğunu açıklıyor. Hayranlarını 42 yaşındayken üzüntüye boğan Elvis, annesinin yanına, Forest Hill mezarlığına defnediliyor.

Yüzlerce şarkı kaydeden, onlarca filmde oynayan ve milyonlarca insanın gönlünde taht kuran Elvis Presley, Rock’n Roll müziğinin öncüsü, kralı ve babası olarak anılmaya ve onunla gönülden bağ kuran tüm insanların hayatlarına şarkılarıyla dokunmaya devam ediyor.


Benim hayatıma olan etkisi ise, tüm o etkileyici şarkı kayıtlarının yanında, üzerine yöneltilen tüm eleştirilere ve kötü yorumlara rağmen, inandığı işe tüm arzusuyla, yılmadan, yıkılmadan kendisini adadığı için uzun yıllar devam edecek.


Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club