Cinsel Eğitim Savaşları

 

 

"Bir kelimenin ya da cümlenin söylenişinden de öte, nasıl söylendiği o kelimenin anlamını oluştur."

 

İnsanlar doğar; çocukluk dönemlerinde ebeveynleri onlara temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını, toplum içinde nasıl davranılacağını kısaca nasıl yaşanacağını öğretir. Ergenlik dönemine değin birey bu öğretileri hayatına yerleştirir. Olduğu yerden kalkar ve ebeveynlerinin de yardımıyla düşe kalka hayat oyunun içine girer. Ergenlikten sonrası yetişkinlik dönemidir ve birey artık kendi kendine yetebilecek durumdadır. Bazı bireyler bu safhada, kendilerini yeterli gördükleri ve istedikleri zaman çocuk sahibi olurlar. Tıpkı kendi ebeveynlerinin onlara öğretmesi gibi onlar da çocuklarına yaşamayı öğretir. Yemek yemek, aile kuralları gibi temelden başlanarak her şey hakkında konuşulur… ya da
öyle olması gereklidir. Bugün bahsedeceğim konu da işte tam burada başlıyor.

 

Cinsellik eğitimi toplumumuzda sadece mekanik birleşmeden ibaret görüldüğü için ailelerin çoğu çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan çekiniyor. Ona cinsellik eğitimi vermenin onu kötü yola sürükleyeceği, cinselliğe olan ilgisini arttıracağı, psikolojisini negatif bir biçimde etkileyeceği düşünülüyor. Ebeveynlerin çoğu cinsellik hakkında konuşmaktan utanıyor. Bunun sebebi ise toplumsal baskı ve bu baskıdan kaynaklanan ölüm sessizliği. Yetişkinlerin çoğu küçük yaşta cinsellikle ilgili aileleriyle konuşamadığı için merak ettikleri şeyleri kendi kendilerine öğrenmek zorunda kalmışlar veya -daha vahimi- bunları deneyimle öğrenmeye başlamışlar. Fakat değişen zamanla birlikte çocuklarımıza temel cinsellik eğitimi vermemek bahsettiklerimden çok daha vahim sonuçlara neden olabilmektedir. Çocuklarımızın neredeyse hepsinin elinde internet erişimi var ve onlar merak ettiklerini öyle ya da böyle internetten öğreniyor. Madem öğreniyorlar o zaman doğru ve kapsamlı bilgi sahibi olsunlar. Anne-babasından doğru eğitim alıp, internette karşılaştığı şeylerin kendisi için sadece ikinci bir referans olarak kalmasını sağlamalıdır. Gördükleri içerikler hatalı olabilir. Böyle bir
durumda çocuk, gördüğü şeyin doğruluğuna ailesinin verdiği eğitim sayesinde karar verebilmelidir. Mesela pornoda, “onay” kavramı yoktur. İnsanlar birden bire sevişmeye başlaması, “Bu davranışa hazır mı, değil mi, kadının rolü nedir bir ilişkide, erkeğin rolü nedir” gibi birçok soru işareti oluşturuyor. Dolayısıyla çocuklar ve gençler sağlıklı bir cinsel eğitim temeli alırsa internette ve gerçek hayatta karşılaşacakları durumlara karşı hazırlıklı oluyorlar. Fakat önlem almaktansa sorun baş gösterdiğinde çözüm bulmayı tercih eden kültürümüzde sorun “yetişen neslin cinselliği” olduğunda ödenen bedel ölçülemez bir hal alıyor. Kız çocuklarına regl olmadan önce menstural döngüden bahsetmemiz; cinsel şiddete veya tacize uğramadan önce çocuklarımıza “onay” kavramını, bedenini korumayı öğretmemiz; bunlardan bahsedebilmek için de çocukluktan başlayan bir temel cinsellik eğitimine değinmemiz gerekir.

Cinsel şiddet cinsellikle değil, güç ile alakalıdır. Buna rağmen cinsellikten bahsetmeden cinsel şiddetten bahsetmek pek mümkün değildir. Söz konusu çocuklar ve gençler olduğunda cinsellikten bahsetmeden cinsel şiddetten bahsetmenin zedeleyici etkileri olabilir. Kötü dokunuşlardan bahsetmek adına güzel dokunuşları anlatmakla, güzel dokunuşlara ek olarak kötü dokunuşlardan da bahsetmek arasında algısal olarak ciddi bir fark vardır. Bu algısal fark ise çocuğun gelecekte duygusal ve bireysel ilişkilerine bakış açısını ciddi olarak etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkabilir.

 

İnsan bedeni, cinselliği ve davranışlarıyla ilgili son dönemde yayımlanan, düşünülen ve kamusal alanda konuşulanlar büyük ölçüde şiddetle özdeşleşiyor. Toplumsal algı da bundan nasibini alıyor. Çocuk ve gençlerin bedenleriyle ilgili öğrendikleri ilk -ve bazen tek- şey “Kimse sana dokunamaz”. Cinsellik ve bedenleriyle ilgili iletişim kurmanın tek motivasyonu onları cinsel şiddetten korumak olduğunda, kanayan yarayı tedavi etmek yerine üstüne yara bandı yapıştırmış oluyoruz; yani hiçbir şey çözülmüyor. Çocuklara sadece bedenlerini korumaları gerektiğinin öğretilmesi esasında “seks-negatif” bir yaklaşımdır, çünkü bedeni sadece potansiyel olumsuzluklarla özdeşleştirir ve çocuklara kapsamlı bir bilgi vermez. Öte yandan, çocuklara organların doğru isimlerinin öğretilmesi, özel bölgelerin tanımlanması, bedenin çok güzel ve çeşitli olabileceğinin aktarılması ve sonrasında özel bölgeler dair kuralların, onları korkutmadan, güçlendirecek şekilde anlatılması, “seks-pozitif” bir yaklaşımdır. Olması gereken de budur.

 

Cinsellik eğitimi bebeklik ve çocukluk döneminde aslında eğitimden ziyade bir iletişim biçimi olarak benimsendiği zaman çok daha etkilidir. Örneğin özel bölgelerin, bedensel hakların tanımlanması ilerleyen yaşlarda onay kavramının daha net anlaşılmasına destek olur. Organlara doğru isimlerle hitap etmek, çocuklara dokunmadan, sarılmadan, sıkıştırmadan onlardan izin almak, kapıları açık dahi olsa kirişi tıklamak, istemedikleri insanlarla temasta bulunmaları için zorlamamak, sordukları soru ne olursa olsun cevaplamak her yaşta her koşulda yapılabilir. Spesifik bir yaşla şartlamak yerine “başına gelmeden önce anlat/konuş” ilkesini benimsemek önemli. Ergenlikten bahsetmek için ergenliği, korunmadan bahsetmek için ilk cinsel ilişkisini beklemek çok geçtir. Verilen tepkiler, çocukla iletişim biçimi, sorulan soruların yanıtlanması, çocuğun bedensel sınırlarına ve haklarına saygı gösterilmesi cinsellik eğitimini kapsamlı ve sürüdürebilir kılar. Cinselliğe dair iletişimlerde olumsuz mesajlar, beden ayıplaması ve korkutma taktiklerinden uzak bir yol izlendiği zaman, çocuk ve gençler cinselliği çok daha gerçekçi ve olumlu şekliyle algılayabiliyor. Burada “olumlu”dan kasıt, teşvik değil. Çocuklarla kurulan iletişimden daha da öncelikli olan, ebeveynlerin ve çocuk yetiştiren kişilerin kendi değerleri, önyargıları ve tutumlarını gözden geçirmeleridir. Cinselliğe dair önyargılarımız ve değerlerimiz çoğunlukla bir olay ile beraber gündeme gelebilir; bir çocuk çıplak dolaşması, mayo giymek istememesi, cinsel organına dokunması gibi durumlar buna örnek verilebilir. Değerler ve tutumlara eğilmediğimizde, verdiğimiz cevaplar, reaksiyonlar ve mesajlar bize aktarılan şekliyle otomatik olarak çıkabilir. “Çıplak dolaşmak ne kadar da ayıp”- Çıplaklıkla ilgili düşüncem gerçekten bu mu? Çıplaklık gerçekten ayıp mı? Bu durumda çocuğa, bedenini olumsuzlaştırmadan, giyinmesi gerektiğini nasıl ifade edebilirim? Her iletişim gibi, bu da zamanla geliştirilebilir, gelişebilir ve dönüştürülebilir. Bu iletişim modeli “seks-pozitiflik” olarak bilinir. Sosyal ve felsefi bir akım olarak başlayan “seks-pozitiflik” cinselliği ve kapsadığı konuları ahlak, ayıplık gibi kavramlarla değil; sağlık ve hak temelinde ele alır.

 

 


Bazı ailelerde çocuktan hiçbir şey gizlenmeyerek, cinsel eğitimin doğru verildiği sanılır. Halbuki çocuğun görebileceği şekilde çıplak dolaşmak, çocukla birlikte yıkanmak gibi davranışlar çocuğun merakının artmasına sebep olabilir. Kavramaya hazır olmadığı gözlemlerle aklı karışır. Ayrıca ailenin bu tutumu, toplumun cinsel davranışlardan beklediği gizlilik ve anlayışla çelişir. Ancak anne ve babaların, çocuklarının kendilerini banyoda tesadüfen çıplak görmeleri durumunda büyük bir tepkide bulunmamaları gerekir. Bu tür bir davranış, çocuğa bir şeylerin yanlış olduğu, cinsel organların utanç verici olduğu ve başkalarından her zaman gizlenmesi gerektiği düşüncesini verir. Böyle bir tutum
sergilenmektense çocukla konuşarak, günlük rutinin içinde ona temel cinsellik eğitiminin verilmesi daha doğru bir yöntem olarak karşımıza çıkar. Bu eğitimdeki en önemli nokta cinsel organlardan kendi isimleriyle, utanmadan bahsetmektir. Bir kelimenin ya da cümlenin söylenişinden de öte, nasıl söylendiği o kelimenin anlamını oluştur. Utanarak, sıkılarak söylenilen kelimeler çocuklarda “o zaman
bu utanılması gereken ayıp bir kelime” gibi bir algı yaratabilir. Ayrıca organların biyolojik isimleri yerine uydurma, garip kelimelerin kullanımı da bu algıyı güçlendirebilir. Bunun için “pipi”, “sopa”, “tüfek” gibi kelimeler yerine “penis” ve “testis”; “kuku”, “şey”, “bacak arası”, “kız pipisi” yerine de “vulva” kelimesi kullanılmalıdır. Çocuklara bedenlerinden bahsederken doğru isim kullanmak farkındalığı arttırır. Bu sayede çocuk; bu bölgeyi kulağa komik ya da bebeksi gelen isimle adlandırılan, utanılacak ya da ayıp bir bölge olmaktan ziyade, bedeninin normal ve doğal bir parçası olarak görebilir.


Bu söylediklerimin altında tek bir istek yatıyor aslında. Çocuklarla cinsel içerikli konuları konuşmak ne kadar zor, utanç verici gelirse gelsin onlarla konuşmaktan çekinmemeliyiz. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun ona bakarak, onunla konuşarak, vakit geçirerek, destekleyerek ve saygı duyarak; kendine güvenli, esnek, kendilerini iyi hisseden, diğerlerine karşı şefkatli birer yetişkin olarak yetiştirmek
mümkün.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Tarihten Bir Leke: Diktatörler

19/09/2020

Sinemanın Provokatif Ruhu: David Lynch

16/09/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club