“Let’s Do The News” The Newsroom

   “America is not the greatest country in the world anymore.” sözünün geçtiği uzun giriş konuşmasıyla dizi dünyasına damgasını vuran The Newsroom; gerçekçi karakterleri, tüyleri diken diken yapan sahneleri ve cesur senaryosu ile habercilik ve gazeteciliğin anlatıldığı muhteşem bir dizi. Ben bu yazımda size bu diziyi tanıtmak ve yorumlamak istedim. Dikkat “spoiler” içerir.

   Diğer kanallara kıyasla daha “riskli” diziler yayınlayan HBO kanalının, 3. sezon sonunda iptal edilmiş olsa bile belki de en iyi dizilerinden birisiydi The Newsroom. The West Wing’in yazarı Aaron Sorkin’in yazdığı dizi, kurgu ürünü bir haber odası ve onun çalışanlarını kullanarak sık sık Amerikan hükümeti ve dünya politikasına sivri bir dille eleştirmekte ustaydı. Ne yazık ki hem yeterli reytingi alamadığı için hem de biraz fazla eleştirel olduğu için dizi erkenden final yapmak zorunda kaldı.

 

   The Newsroom’un belki de en ünlü sahnesi, aynı zamanda dizinin açılış sahnesi, dizinin ana karakteri Will McAvoy’un (Jeff Daniels) “Amerika artık dünyanın en iyi ülkesi değil” konuşmasını yaptığı sahnedir. Şunu söyleyebiliriz ki dizi aslında daha ilk sahnesinden seyirciyi etkileme görevini başarılı bir şekilde yerine getirebilmiştir. Amerikan yapımı bir dizide Amerikan hükümeti, halkı ve tarihinin bu kadar sert bir şekilde eleştirilmesi, hem Amerikan izleyicilere hem de başka ülkelerden izleyenlere garip geldiği için dizi dikkatlerini çekmiştir. Will’in dizinin ilerleyen bölümlerinde siyasi bir parti hakkında konuşurken “Boston Çay Partisi Amerika’nın Taliban’ıdır” gibi riskli sözler söylemesi ve Amerikan televizyonlarında canlı yayında eşcinsel bir askerin yuhalanması sonucunda Amerikan politikacılarına korkmadan sövmesi hem dizi içindeki karakterler, hem de diziyi yorumlayanlar tarafından şaşkınlıkla karşılanmış, The Newsroom'un cesur senaryosu birçok kişinin hoşuna gitmekle beraber birçok kişiyi de sinirlendirmiştir.

   Dizinin ilgi çekici unsurlarından birisi de gerçek hayatta olan olayların habere dönüşme süreçlerini anlatma şeklidir. Meksika Körfezi’nde gerçekleşen BP Deepwater Horizon patlamasının haberini yaparken, bilgiye nasıl eriştiklerini ve aldıkları bilgileri hangi aşamalardan geçerek halka sunduklarını göstermeleri izleyicide gazetecilik işinde çalışma isteği yaratmaktadır. Boston Maratonu’nda gerçekleşen terör saldırısını veya Obama’nın başkan seçilmesini sunmalarını izlerken hem görsel ve yazılı medya ufkunuzu genişletiyorsunuz hem de bu yaşananları gerçekte de haberlerde izlediğiniz için kurgu bile olsa olayların kamera arkasını görmek size keyif veriyor.

 

   Karakterler gerçekte karşılaşmayacağınız insanlardan oluşmuyor. Geri dönüşü zor hatalar yapıyorlar, boş yere sinirleniyorlar, boş yere ağlıyorlar, arkadaşık kaybediyorlar, mental hastalıklar geçiriyorlar, partnerlerini aldatıyorlar veya aldatılıyorlar… Elinizde olmadan sevmediğiniz bir karaktere bile üzülebiliyorsunuz, çünkü dizinin en etkili yanlarından birisi ise izleyiciye herkesin birer insan olduğunu, sık sık yanlışlar yapabileceğini hatırlatması ve empati kurmanızı sağlaması. Will McAvoy ile MacKenzie McHale (Emily Mortimer), yıllar önce MacKenzie, Will’i aldatmış olsa bile dizinin sonunda evleniyorlar. İlk sezonda birlikte olan Margaret Jordan (Alison Pill) ve Don Keefer (Thomas Sadoski) sezon sonunda ayrılsa bile ilerleyen bölümlerde arkadaş kalmaya devam ediyor. Yani dizi bir yandan da insan ilişkilerinin ve kişiliklerin sadece siyah ve beyaz renklerden ibaret olamayacağını anlatıyor.

   The Newsroom’un sıkça üstünde durduğu konulardan birisi de “Doğru habercilik ve gazetecilik nasıl yapılmalıdır?” sorusudur. The Newsroom sadece yönetimi ve siyasileri değil, aynı zamanda medyayı da korkusuzca eleştiriyor. Günümüz blog haberciliğini, yalan ve uydurma bilgilerle tıklanma almaya çalışan web sitelerini, sosyal medyada paylaşılan her şeyi doğru olarak algılanmasını tartışıyor ve gazeteciliğin özünün ne olduğunu sorguluyor. Hatta haber odasının yayınlandığı “Atlantic Cable News” isimli kanalın sahibi olan Leona Lansing (Jane Fonda) ile kanalın haber odasının yöneticiliğini yapan Charlie Skinner  (Sam Waterston) arasındaki çekişmelerin ana sebebi Leona’nın günümüz medya kurallarına uyup doğru reyting için program yapmak istemesi ve Charlie’nin ona doğru düzgün haber bülteni sunmanın daha önemli olduğunu hatırlatmaya çalışmasıdır. 2011 Tucson saldırısında yaralanan Gabrielle Giffords’ı ölmediği halde yanlış kaynaktan bilgi alarak ölümünü açıklamak istediklerinde Don'ın “Burada bir insan hayatından bahsediyoruz. Doktorlar ölüm açıklaması yapar, haber kanalları değil.” demesi dizinin sadece internet haberciliğini değil televizyon haberciliğini de eleştirdiğini göstermektedir.

 

   Bütün Hollywood dizilerinde olduğu gibi gerçekçi olmayan veya Türkiye şartlarına uymayan durumlar var tabi. Özellikle hukuk konuların işlendiği bölümlerde bu çok daha net görülebiliyor. Dizide bir dava olduğunda avukatlar ülkemizde girilmeyecek zahmetlere giriyorlar. Zaten bütün istihbarat bürolarında arkadaşları olduğu için her türlü bilgiyi alıp müvekkillerine ulaştırıyorlar. Gazeteciler ise hangi politikacı olursa olsun hepsine ağır laflar söyleyip işlerine devam edebiliyorlar. Kısacası How to Get Away With Murder izleyip avukat olmaya karar vermek nasıl yanlışsa, The Newsroom izleyip “Ben haberci olacağım” demek de o derece yanlıştır. Her ne kadar eğlenceli gözükse bile, bir filmin veya dizinin etkisiyle mesleğinize karar verirseniz ileride hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

   Sinema olsun, dizi olsun, internetten izlediğiniz bir video olsun; görsel medyada seyirciyi etkilemek için kullanılan en önemli silah müziktir. The Newsroom’un kullandığı müzikler ve şarkılar sahnelerinin havasına ve senaryonun gidişatına inanılmaz uyumlu. Will ve MacKenzie’nin düğününde çalan “Ave Maria” uyarlaması sayesinde sahne adeta büyülü bir havaya bürünüyor.

 

   The Newsroom: çarpıcı sözleri, karakterleri ve müzikleriyle her kitleden insanı derinden etkileyen bir dizi. Erkenden final yapmış olsa bile 3 sezon gibi kısa bir sürede seyircide iz bırakmıştır. Dram türünde dizi seven herkesin The Newsroom’u keyifle izleyeceğini düşünüyorum.

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Tarihten Bir Leke: Diktatörler

19/09/2020

Sinemanın Provokatif Ruhu: David Lynch

16/09/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club