• Oğulcan H. Varlı, Hande S. Kandemir, Su Sertdemir

Yatırımı Kendine Yap, Marka Sen Ol

"İnsanların bir yerden sonra seni fotoğraf için değil, seni sen olduğun için takip ediyor olmaları lazım ve senin bunu ön plana çıkarabilmen için hazırlık yapıyor olman lazım."


fenêtre: Fotoğrafçılık en başından beri aklınızda olan bir şey miydi, yoksa buna yeteneğiniz olduğunu mu fark ettiniz?

Sezgin Yılmaz: Babam fotoğraf çekiyordu, benim de hep hobim vardı. İlk makinem Mckintosh'tu. Arkadaşlarım PC'de oyun oynarlardı, ben ise hayatımı Photoshop'la geçiriyordum ama üniversite zamanına kadar bu bir hobiydi benim için. Hiç görsel iletişim tasarımı okumak gibi bir hayalim yoktu. Şartlar bunları gerektirdi ve bunu okumaya karar verdim. Hayat beni oraya yönlendirdi ve Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünü bitirdim. Bölümdeyken de hiç böyle bir kariyer hayalim yoktu fakat gittim üzerine böyle bir meslek edindim. Okulu bitirdikten sonra gördüm ki insanlar bir arayışta, mutlu olacakları işi bulma arayışında. Ne kadar para kazanacağın, nasıl bir kariyer yapacağın değil önemli olan. Önemli olan gün sonunda senin mutlu olman. Bu hep tercihlerle, ne kadar sorumluluk almak istediğinle, ne kadar isteyip ne kadar istemediğinle ya da ne verip ne vermeyeceği ile alakalı. Ben hep bilgisayarla, internetle iç içeydim. Çocukluğumdan beri böyleydi bu. O zamanlar NetOne diye bir internet operatörü vardı, benim evimi internet kafe sanıp internetimi kapatmıştı. Uzun lafın kısası sonunda ben Instagram diye bir şey keşfettim. Twitter, bloglar vesaire vardı hatta takip ettiğim yabancı birkaç blogger vardı. Sonra dedim ki "Bizim ülkede bu olur, hem de çok güzel olur." Ama önemli olan bunu yapabiliyor olmak. Bunun için de güzel fotoğraf gerekiyor, aktif olman gerekiyor. O zamanların en büyük kuralı oydu etkileşimi yüksek tutabilmek için.


f: Yani Instagram'ı keşfettiniz aslında?

S.Y: Ben Instagram'ı bir sene öncesinde telefonuma indirmiştim aslında. Earlybird diye bir filtresi vardı, onun için indirmiştim. Hatta Instagram benden üyelik istediğinde "Filtre programı için kim üyelikle uğraşır?" demiştim. Ben Instagram'ı VSCO Cam gibi bir filtre programı zannediyordum. Bir sosyal mecra olduğunu anlamamıştım. Bir de o zamanlar Türkiye'deki kullanıcı sayısı da çok azdı. Yani bir şeyi önceden yapmak da insana hayatta başarı sağlıyor.


f: O zaman siz baştan bunu öngördünüz aslında?

S.Y: Instagram’ın bu başarısının tesadüf olduğunu söyleyenlerin aksine, ben bugünlere hatta daha da fazlasına geleceğini düşünerek hareket ettim.

f: Peki kendini tanıtma meselesi çevreyle mi ilgili? Yani ne kadar arkadaşınız olduğuyla mı ilgili sizce yoksa tamamen yetenek mi?

S.Y: Tamamen kendini ne kadar geliştirdiğinle alakalı. Seni alıp karşılarına oturtuyorlar ve senin orada onları ne kadar etkilediğin, kendini ne kadar anlatabildiğin önemli. İnsanlar kılık kıyafetin önemli olduğunu düşünüyor. Birini ilk gördüğünde kolundaki çantası, saati, aksesuarı hep giriş kısmı. Sonrasında sen bunu destekleyemediğinde o bir bütün olarak çöküyor. Bütün fikir yıkılıyor. Senin içini ne kadar doldurabildiğinle ilgili.


f: Kariyerinizden bahsediyorken size şunu sormak istiyoruz: Size göre isim olarak markalaşmak mümkün mü, yoksa bu sosyal medyanın bir getirisi mi?

S.Y: Eğer yatırımı kendine yapıyorsan, marka da sen olmalısın. Bu bir itibar yönetimi. Sen paylaştığın şeyle, konuştuğun şeyle kendi itibarını yönetiyorsun. Her şey senin arkandan geliyor. Yaptığın her şey bir süre sonra seni bağlıyor. Adın senin kendi markan. Düşün mesela bir ajansın var ve sen bu şirkette tek kişi çalışıyorsun. Çünkü aslında marka sensin ve sen olmazsan o şirket olmayacak. Benim işim de Sezgin Yılmaz ismi üzerine. Tabii ki bir milyon takipçi sana bir dünya şey katıyor. Ben bugün üst düzey yöneticilerle, CEO'larla toplantılara katılabiliyor, firmaların ayrıcalıklarından faydalanabiliyorsam benim de bunun karşılığını verirken bunu iyi yönetmem gerekiyor. Senin bir şeyin arkasında duruyor olman, kendi markanı yaratıyor olman gerekiyor ki insanlara bir şey satabilesin.


f: Peki tüm görüşmelerinizi kendiniz mi ayarlıyorsunuz, yoksa yanınızda yardım aldığınız birileri var mı?

S.Y: İşin içine başkası girdiğinde randevu ayarlarken firmanın adından, misyonundan ziyade para işin içine giriyor ve kimse senin işini senden iyi bilmeyeceği için böyle durumlarda alakam olmayan markalarla teklifleri yüzünden görüşme ayarlanmış olabiliyor. Marka adı, bildiğim marka olması ve bana uyup uymaması kısımları benim çalışacağım şirketleri seçerken önemsediğim şeyler. Gün sonunda buna proje olarak baktığında iki şeyin seni tatmin ediyor olması lazım: ya markanın ya da ücretin. İkisi de seni tatmin ediyorsa müthiş bir şey. Görüşmeleri de kendim ayarlıyorum, yoksa ücrete göre şirketlerle anlaştığında sana iş gözüyle bakıyorlar ve çağırılan her yere gidiyorsun.


f: Fotoğrafçılığa sanat olarak mı bakıyorsunuz?

S.Y: Fotoğrafçılık bir sanat normalde. Mesela, "Heykeli yapan mı sanatçı, yoksa heykelin fotoğrafını çeken mi sanatçı?" içinden çıkılmaz bir konu. Ancak kendi işimi tam olarak sanat olarak görmüyorum. Sanat çok geniş bir kavram. Instagram daha çok popüler kültür ve etkileşim odaklı. Sen kendine bir şey katıyorsun. İnsanlar bunu beğenir, takdir ederlerse bu müthiş bir şey ama "sanat" olarak adlandırmak yine de işin çok iddialı bir kısmı bana göre. Kendime de sanatçı demiyorum. Bir galeri açıp veya kitap yazıp kendini sanatçı diye etiketlendirebilirsin günümüzde, öyleyse de ben henüz sanatçı değilim. Neticede benim yaptığım iş popüler kültür kısmı.


f: Gecenin 5'inde kalkıp da fotoğraf paylaştığınız oluyor, nabzı tutmak adına. Peki bir yere giderken algınız gördüğünüz şeyleri, "Şunun da fotoğrafını şu şekilde çeksem şu kadar beğeni alır, çok tutulur." gibi yorumlayacak şekilde değişti mi?

S.Y: Bir yerden sonra kare görmeye başladım. Bu şekilde bir değişim oldu. Beni diğer insanlardan ayıran en büyük özellik de o oldu. Nasıl biri müziği duyup veya şarkı sözünü okuyup şarkının tutacağını, senaryoyu okuyup filmin tutacağını anlıyorsa ben de bir kareye baktığımda onun satıp satmayacağını anlıyorum. Ben o fotoğrafın çöp olacağını ya da çok satacağını telefonumun kamerasından bakarak da anlayabiliyorum.



f: Peki sizce sizin yolunuzdan yürümek isteyen bir genç...

S.Y: Çok zor. Çünkü çok orijinal bir şey yapması lazım. Benim takipçi sayımda da azalma var mesela, çünkü aynıları yapıldı. Benim ilgiyi korumam için aynı yatırımı yapıyor olmam lazım. Fakat bunun artma garantisi de sıfır. Etkileşimin sana dönüyor olması lazım. İnsanların bir yerden sonra seni fotoğraf için değil, seni sen olduğun için takip ediyor olmaları lazım ve senin bunu ön plana çıkarabilmen için hazırlık yapıyor olman lazım.


f: O zaman bir şehre giderken elbette bir araştırma yapıyorsunuz, hatta hepsi bir proje aslında?

S.Y: Aynen öyle. Mesela bir resimde "Kırmızılı kadın bu resimde ne kadar güzel denk gelmiş." dediğin çoğu şey aslında şansa gelmiyor. Bir prodüksiyon var işin içinde. “Everything is an illusion.” derken kastedilen de bu aslında.


f: Snapchat paylaşımlarınızda da beğendiğiniz dizilerden bahsediyorsunuz ve motivasyon konuşmaları yapıyorsunuz. Peki bu konuda bir YouTube kanalı açmayı düşünüyor musunuz?

S.Y: Öyle bir projem var ama güzel ve sağlam olması lazım. Bir şey yaratıyor olman lazım ve kalabalık bir ekip lazım. Yeniyi yakalamak da önemli ama onun bir sonu yok. İnsanların seni izlemeleri için bir yerden sonra seni sen olduğun için izlemeleri lazım. Bir şeyi beğendirme amacıyla işin içine girersen bunun bir sonu yok çünkü insanlar duygusuzlar. Ancak sen olduğun için takip edilmen lazım, yoksa çok yorulursun. İnsanları değil, kendini memnun etmek için yaşaman gerekiyor.

8 görüntüleme
Daha Fazlası: 
For Perspective

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club