• Nilay Atabek

Tilki Sanat, Emekli Resim Öğretmeninin Açtığı Sergi, Altın Oran Bir Yalan...

"...Kalp kırmaktan mı korkuyoruz yoksa kırdığımız kalpler yüzünden kalbimizin bir gün herkesten çok kırılacağı fikri mi bizi korkutuyor?"


Güzel bir cumartesi akşamı, Tilki Sanat ve Çağatay Bey'le güzel bir eser çözümleme atölyesine katıldık. Yağlı boya yapmayı seviyorum, çizimle de uğraşıyorum ama sanat tarihi konusunda ve de özellikle eser çözümleme konusunda pek bir bilgim yoktu açıkçası ve nasıl olacağını çok merak ediyordum. Bu güzel atölye sayesinde de kafamda bazı şeyler imgeleşti.


“Bir sanat eseri, sanatçının onun hakkında olmasını istediği şeyle ilgili değildir.” sözü ile başladık. Bu cümleye bayıldım. Sanatçı sanatını yaptıktan sonra o eser onun değildir artık. Ona baktığınızda gördüğünüz şeyi değiştiremez. Bir esere bakıyorsanız artık o eser sizin gördüğünüz ile ilgilidir. Sanatçı buna müdahalede bulunamaz ve zaten bulunmak da istemez. Bu nedenle bir eseri incelerken açıklamalarına ve de başlığına bakmamamız önerildi bize.


Aklımı en çok kurcalayan kısımlardan biri de bir resmin sanat olabilmesi için de bir şeyleri sorgulatmak istemesiyle ilgiliydi. Bir derdi olması gerekiyordu resmin ki ona sanat eseri diyebilelim. Bu gerçekten böyle mi emin değilim. Bir sanatçı öylesine bir eser ortaya koyamaz mı herhangi bir derdi olmadan? Fırçasını boyaya batırmıştır, sonra tuvaline sürmüştür ve bakıp sevmiştir ortaya çıkan motifi ve onu devam ettirmiştir belki de. Sadece estetik göründüğünü düşündüğü için sunamaz mı insanlara?

Bir eseri gördüğümde ve o eser gözümü okşadığında bununla yetiniyorum ben. Sanatçının burada ne anlatmak istediği kesinlikle umurumda değil. Ama eser çözümleme konusunda çok iyi olsaydım, sanatçının derdini anlayacaktım, hangi akıma karşı çıkmak için, kimleri kızdırmak ve kimlerle dalga geçmek için çizdiğini bilecektim. Bu bir noktada oldukça iyi hissettirirdi, bilgi beni güçlü hissettirirdi. Sanat tarihi bilseydim bir eser gördüğümde neden sonucu kurardım ve bir esere bilinçle bakmak çok değerli bir duygu olurdu. Ama yine de içime sinmeyen düşünceler de yok değil bu konuda, sanat tarihi bilgisinin bana gerçekten yararı olur muydu, yani ben sadece egomu tatmin etmek için, kendimi kültürlü hissetmek için mi bu bilgileri biliyor olurdum emin değilim. Eğer bilgilerim sayesinde esere karşı duygulanamayacaksam bu durum her zaman iyi olur muydu bilemiyorum.


Ve konu; ideal olamayan dünyamızda altın oran, tam simetri gibi kavramların aslında işlemediğine de geldi. Gerçek dünyada bunlar yoktu, suratlarımız yeterince simetrik değildi. Bu nedenle de genelde en sevdiğimiz tarafımızı kameraya dönüyorduk. Galerimizdeki fotoğraflarımızı sorguladığımız beş dakikalık bir yüzleşme yaşadık. Burası kimse için konforlu bir alan değildi.


Emekli resim öğretmeninin açtığı resim sergisi ve yaptığı resimler… İşte bunun sanat olmadığını konuştuk. Başta biraz rahatsız edici gelmişti kulağımıza birçoğumuzun, çünkü emek verilmiş bir resmin sanat olmadığını söylemek alışkanlıklarımız arasında yoktu. Ve emekli resim öğretmenlerimizi seviyorduk. Beni bu noktada asıl rahatsız eden şey emek verilmiş her şeye saygılı olmak zorunda olmalıymışız gibi hissettiğimizi görmekti. Bize buna iten yetiştirilme tarzımız mı yoksa azla yetinmeyi bize dayatan kültürümüz mü yoksa yarın bir gün kendi yaptığımız suluboya çiçek resmini birinin görüp de “Bu da sanat mı?” diyerek kalbimizi kırma ihtimaline karşı bir koruma kalkanı mı, hiç emin olamadım. Kalp kırmaktan mı korkuyoruz yoksa kırdığımız kalpler yüzünden kalbimizin bir gün herkesten çok kırılacağı fikri mi bizi korkutuyor? Çünkü aslında emekli resim öğretmenini yaptığı resimlerin muhtemelen sanat olmadığını az çok kestirebiliriz. Muhtemelen bir sanatçı değildir, zanaattır yaptığı şey.

Sanatın ya dinsel ya da cinsel olabileceği gerçeği bize tekrar hatırlatıldı. Yaşadığımız toplumda cinsel olguların ve İslam dışındaki dinsel olguların yok sayıldığını ve sansürlendiğini tekrardan hatırlamak da konforlu değildi. Çünkü artık sansüre o kadar alıştık ki bazen korkunç bir şey olduğunu hatırlıyoruz bir an için ve sonra alıştığımız için tekrardan unutuyoruz. Neyse. Sonuç olarak bu güzel etkinlikten cevaplarla değil de daha çok sorularla ayrılmak beni oldukça keyiflendirdi. Üç saat süren bir etkinlik olacağını düşünüyorduk ama çok daha fazla sürdü, bu nedenle bir miktar yorulduk. İşini seven insanların size işiyle alakalı şeylerden bahsetmesi sizi de mutlu eder çünkü hem öğreniyorsunuzdur hem de karşınızdaki insanın keyifle bir şeyler anlatmasına tanık oluyorsunuzdur, üç saatlik bir etkinliğin çok daha uzun sürmesi de bununla alakalıdır. Çok sevdim, Tilki Sanat’ın diğer etkinliklerine de katılmak için sabırsızlanıyorum.


25 görüntüleme
Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club