top of page
  • Emre Şentürk, Hülya Kurulay

Tülin Özen ile Oyunculuk Üzerine

Oyunculuğu ile hayranı olduğumuz, şimdiye kadar oynamış olduğu rollerle ve duruşuyla merak ettiğimiz Tülin Özen ile söyleşi gerçekleştirme fırsatı yakaladık. Oyunculuğunda güncel noktaya nasıl geldiği konusundaki alt metni ve görüşlerini keşfettiğimiz bu keyifli röportajı iyi okumalar!


Perspective: Elektrik elektronik mühendisliği okurken 3. sınıfta bölümü bırakıp konservatuara geçiş yapmışsınız. Bu kararı alma süreciniz nasıldı? Ailenizin ve yakın çevrenizin tepkileri ne oldu?

Tülin Özen: Hiç hazır oldukları bir durum değildi, hatta tabiri caizse nefret ettiler bu fikrimden. Büyüdüğüm ailede annem, babam hatta benden sonra okuyan kardeşim bile mühendisti. Dolayısıyla onların bildikleri şey mühendisliğe ve oradaki dünyaya aitti; bende gördükleri şey de oyunculuk sevdiğime dair bir ipucu vermiyordu, birçok meslektaşımın aksine çocukken taklit yapmak gibi yeteneklerim yoktu, kendimi ifade etmekte zorlanırdım. Sosyal değildim ve kendimi göstermekten hoşlanmazdım. Bu yüzden kimsenin benden bu yönde bir beklentisi de yoktu. Dediğim gibi yaklaşımları oldukça olumsuzdu. Tabii o yaşlarda ailenin senin için korktuğunu, senin için endişelendiğini fark etmek zor oluyor. Oysa sadece çocukları yanlış bir tercih mi yapıyor diye endişeleniyorlar. Ama onlar da bunun nasıl konuşulacağını bilemiyorlar. Ben bir okul çalışmasıyla bu işe başladım. Başkasının yazdığı bir oyun benim kendimi tanımama vesile oldu. Yaptığım işin en güzel yanı bu bağlamda herkesin benzer süreçler geçirdiğini, yalnız olmadığımızı hissetmek ve hissettirebilmek.



Perspective: Mesleğinizde oldukça başarılısınız ve rol aldığınız her projede ses getirmeye devam ediyorsunuz. Bu noktada sizce, sizi diğer meslektaşlarınızdan ayırt eden en önemli özelliğiniz nedir?

Tülin Özen: Ben kendimi çok başarılı gibi görmüyorum. Kendi sorunlarım ve yaşadığım bir sürü şey var genelde onlarla uğraşıyorum kendi içimde ama dışarıdan bir sürü insanın imrendiği şeyler yapmış oluyorum, bunu fark ediyorum. O zaman düşünüyorum ‘acaba bunu ben mi yaptım, yoksa bana gelen işler ve şans mı? O şansı doğru kullanabilmek olabilir sorunun cevabı. Biraz inatçı olmak, hayır diyebilmek, hayır derken korkmamak... Mesela popüler olmakla iyi bir iş yapmak arasında doğru orantı yok ama bizim meslekte bundan kaçmaya çalışmak çok zor ya da bunu bilsen bile o çukura düşmemek çok zor bir şey. Hem biraz zaman gerekiyor hem inanç hem de “Akışına bırakayım bu hep böyle gitmeyecek.” demek gerekiyor. Sakin, inatçı, “domuz” kalmak.



Perspective: İlk sinema filminiz ile Altın Portakal alıp zor bir kariyere şanslı bir başlangıç yapmıştınız. Oyunculukta ödüllerle ilişkiniz nasıl; çok önem atfettiğiniz bir olgu mu yoksa çok daha farklı motivasyon kaynaklarıyla mı devam ediyorsunuz?

Tülin Özen: O ödül aileme bir cevap niteliğindeydi. Onlara karşı sorumluluk hissediyordum ve benim de kendi korkularım vardı. O ödül bunları yatıştırdı. Her ödülün değeri aynı değil ancak yaptığımız işin bir başarı grafiğini görmek bu sektörde pek mümkün değil, ödüller biraz bunun bir yolu gibi ve takdir edilmek güzel bir şey.



Perspective: Bir rolü alıp almamanızda senaryo bazında en etkili olan şey nedir? Aklınızda çok daha farklı bir persona canlandırma fikri bulunuyor mu?

Tülin Özen: Oluyor, etkiliyor. Belli bir dönem oyunculuk yaptıktan sonra aslında senin içinde hissetmediğini ama dışarıdan bakanların “ha öyle biri” gibi bir imajın oluşuyor. Onu biraz kırma ihtiyacı duyuyorsun. O algıdan ekmek yediğin de çok oluyor ama orayı kırıp yeni bir faza geçmek istiyorum dediğin zamanlar da çok oluyor. Senaryoda dikkatimi çeken şeyler ise bütünlüklü bir dünya yaratıp yaratamaması, hikâyenin bütünlüğü. Bu beni en çok ilgilendiren bir soru. Senaryoyu kimin çekeceği, kimin hangi rolü oynayacağı da çok önemli oluyor benim için. Rol için değişmek gerekirse değişmek gerekir. Gerçekten senaryoda saçıma gölgeler atılması, kesilmesi, boyanması o karakteri etkileyecekse yaptırmaktan yanayım. Bazı roller fiziksel gereklilikleri oluyor, o noktada çok tamamım. Ama sadece değişmek için değişmek de bana fazla “reklam” geliyor diyebilirim.



Perspective: 2020 yılında ekip arkadaşlarınız ile “Bahçe Galata’’ isimli tiyatro sahnenizi açtınız. Bu fikir ilk ne zaman ortaya çıktı ve tiyatronuzun şu anki durumundan memnun musunuz?

Tülin Özen: Bahçe Galata’yı Tansu Biçer ve Saim Güveloğlu ile birlikte çoğunlukla bir ihtiyaç üzerine açtık. Saim, verdiği dersler adına prova yapabilmek için daha geniş bir yere ihtiyaç duyuyordu, ayrıca oyunu provaların yapıldığı yerde oynamanın hissi bambaşka olur diye düşündük. Kendimizin açıp kapadığı; seyirci, rakam, bilet, fiyat gibi konulardan azade olan bir mekanımızın olması güzel. Biz Bahçe Galata’yı kendi kendine nefes alan bir organizmaya benzetiyoruz. Nefes alıyor, serbest bırakıyoruz, serbest bıraktıkça gelişiyor. Açık konuşmak gerekirse büyümesi ve gelişmesi için yaptığımız bir proje değildi. Yapmamız gereken bir şey vardı ve bunun altına girmekten korkmadık. İnsanların sevmediği bir işi yapma hakkını elimizde tutmak istiyoruz. Zamanında sırf anlaşılmadığı için değerinin bilinmediği sanatçılarımız var. Sanat sadece sevilmek demek değildir. İnsanların sevdiği şeyler tekrar ettikçe sanatçıyı yorabiliyor ve ben sevilmeyeceğim korkusu özgürlüğü kısıtlıyor. Biz Bahçe Galata’nın bütün bu endişelerden uzak yaşamasını istedik.



Perspective: Dizi ve filmlerde dijitale geçiş hakkında ne düşünüyorsunuz? Böyle bir yapımdan ilk teklifi aldığınızda ne hissettiniz, başlarda şüpheleriniz var mıydı?

Tülin Özen: Bir işin dijital ya da ulusal kanalda olması benim için heves olarak bir şey ifade etmiyor. Senaryoda ne yazdığına bakıyorum. Biz “Masum”u yaptığımızda ilk defa dijital işte oynama şansı elde ettim. Oradan sonra benim için -oyuncu Tülin değil seyirci Tülin için- aynı heyecanla gitmedi. Birçok ulusal kanala çekilebilecek içeriğin dijitalde çekildiğini düşünüyorum, hepsini izledin mi dersen de hepsini izlemedim. Bana bir iş geldiğinde aman dijitalmiş diye daha çok heyecanlanamıyorum. Masum, Bir Başkadır gibi örnekler daha çok yapılabilse daha çok heyecanlanırdım. Bence ben en iyi ikisinde oynadım.



Perspective: Daha önce kamera arkasında da çalışmışsınız. Senaryo yazarlığı veya yönetmenlik tecrübeleriniz var mı ya da aklınızda size bu tarz bir deneyim kazandıracak bir proje bulunuyor mu?

Tülin Özen: Daha önce “Süt’’ ve “Bal” filmlerinde reji asistanlığı yaptım, tiyatro oyunlarında rejide bulundum. Şu anda da halihazırda yayınladığımız podcastlerde yönetmenlik ve kurgu yapıyorum ama senaryo yazımına hiç girişmedim, yapabilseydim isterdim. Yönetmenlik konusunda da şunu söyleyebilirim ki benim sevdiğim yönetmenler çok büyük isimler. Dolayısıyla çok inandığım, “Bunu Tülin olarak benim yapmam gerek.” diyebileceğim bir hikâye olması gerek. Ben yönetmenlik yapacaksam da sevdiğim yönetmenlerin yakınında durabilecek bir iş yapabilmek isterim.



Perspective: Dizi, sinema, tiyatro gibi birçok farklı tür yapımda rol aldınız. En çok hangi türde yer almak size iyi geliyor?

Tülin Özen: Üçü de oyuncuyu besliyor. Üçünün de fiziksel koşulları ayrı, konsantrasyonu ayrı, düşünmen gereken şeyler ayrı. Ben yeni şeyler yapmayı, yeni şeyler denemeyi ve bunları değiştirebiliyor olmayı seviyorum. Sürekli felsefe, sosyoloji konuşunca çok iyi oyuncu olacaksın diye bir şey yok. Bazen de hiçbirini konuşmadığın yer, daraldığın ve hayatın seni boğduğu yer senin oyunculuğunu güçlendiriyor. O anlamda üçü de çok öğretici şeyler. Üçünün de çok kötü işleri, çok güzel işleri var. Hepsinin çok güzel işlerini tercih ederim.



Perspective: Son yıllarda Ufak Tefek Cinayetler, Kırmızı Oda, Bir Başkadır gibi çok ses getiren yapımlarda yer aldınız. Peki hangi yapımın seyirci kitlesinin sizle olan diyaloğu en yoğundu?

Tülin Özen: Beyaz Gelincik ve Ufak Tefek Cinayetler’de en yoğundu diyebilirim. Ufak Tefek Cinayetler televizyona yapılan bir iş olduğu ve o dönem insanlar dijitalden çok televizyona yatkın olduğu için çok izlenen bir iş oldu. Sıcak ve insanları izlemeye davet eden bir işti. Karakterim Arzu, duyguları devreye girdiğinde aklını geri plana atan ve normal olarak bütün ülkenin sevmemesi gereken bir karakterdi ama onu oynarken bunu sorgulayıp kendimden ayırmadım. Ayrıca dizi yayınlanırken ile final yaptıktan sonraki tepkiler de farklı oluyor. Yayın döneminde insanların tepkisi Arzu’ya yönelik daha alevli tepkilerken yayın döneminden sonra insanların tepkisi daha sakin olmaya başlıyor.



Perspective: Günümüzde oyucuların da influencer’lık noktasında Insta içerikleri ve iş birliklerine yoğunlaştığını görmek mümkün. Siz ana akım ve trendlere biraz daha uzak kalmayı tercih ediyorsunuz. Bunun ana sebebi nedir?

Tülin Özen: Orası bir pazar. Ben orayla ilişki kurabilen biri değilim. Kendi ilgilendiğim şeyler de orda satılan ürünler değil. Satılan ürünlerle de ben Tülin olarak ilgilenmiyorum. Dolayısıyla kiminle iş birliği yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. Buna çözüm olarak da asla yapmayacağım demedim. Ben herkes gibi bir insanım. Sabah kalkıyorum, işe gidiyorum, eve geliyorum ve uyuyorum. Hiç oyuncu gibi bir havam yok. “Çok eğleniyorum, bunlardan hoşlanıyorum, şöyle zevklerim var…” Kimse benim bunlarımı bilmiyor. Sosyal medyaya uzağım ama çok da agresif bir noktadan yaklaşmıyorum konuya aslında.

60 görüntüleme
Daha Fazlası: 
bottom of page