• Ece Küçükdeğirmenci

SEX AND THE CITY ÖLDÜ MÜ?

Dikkat! Spoiler içerir!


Sex and the City... 2000'lerin başında zirveye oturan; tiplemeleri, styling'leri ve modern kadının ilişkilerini ve hayatını ele alan senaryosuyla bir nesli şekillendiren dizi!

1998 yılında başlayan seri, bir gazetede köşe yazarı ve otuzlu yaşlarında bekar bir kadın olan Carrie Bradshaw ve üç yakın arkadaşı etrafında gelişir: Samantha, Miranda ve Charlotte. Retrospektifte bu dört karakterin aslında o yıllarda iyice belirginleşen "modern kadın"ın özelliklerini yansıttığını ve onlar üzerinden bu kadın tipinin dünyasının ve erkeklerle olan çatışmalarının, ilişki anlayışlarının irdelendiğini görürüz. Miranda işkolik ve romantizme alaycı yaklaşan bir karakterken, Charlotte işini çok sevse de evlendikten sonra çalışmayı bırakan, çok çocuklu “picture perfect” evliliği arayan umutsuz romantiktir. Karakterlerden Samantha ise eğlenmeyi seven, yargılamayan, seks düşkünü ve tuttuğunu koparan biri olarak karşımıza çıkar. Baş kahramanımız Carrie ise bütün bu karakterlerin arasında spekturumda bir bu yana bir o yana düşer. Bazen sadece seks arar, bazen romantizm. Bazen alaycıdır bazense oldukça ciddi.


Şov boyunca bu karakterlerin birbirleri ve partnerleri arasındaki diyaloglarını, arkadaşlıklarını, yetişkin hayatının gerçekleri karşısındaki duruşlarını görürüz. Olay çizgisi ilişkiler üzerinden gidiyor gibi görünse de aslında bir yandan da işlerinde başarılı, güzel ve dünyanın en modern şehirlerinden birinde yaşayan dört kadının maruz kaldığı yargılanmalara, neyi seçerlerse seçsinler yaşadıkları zorluklara şahit oluruz. İşin ilginç yanı şov boyunca bu dört kadının arka planlarına, ailelerine ve eğitimlerine dair çok az şey öğreniriz. Dizi yaratıcılarına göre bunun sebebi daha çok insanın bu karakterlerle bağ kurabilmesini sağlamak!

Peki belli ki bu kadar sevdiğim bir dizi hakkında neden “Sex and the City Öldü Mü?” diyorum? Çünkü sezonlar boyunca büyümesine şahit olduğumuz karakterlerin iyi kötü bir ilişkiye sıkıştırılıp kazandıkları bütün özelliklerin silinerek final yapılmasını şova ihanet olarak görüyorum. Ve ayrıyeten şunu sormak istiyorum, “Her kadın mutlu olmak için uzun bir ilişkiye mi ihtiyaç duyar?”


Serinin başarısına ve biraz da dedikodulara gelirsek… O yıllarda ilk defa bu denli "dürüst" bir yapımla karşılaşan seyirci seriyi çok sever zira herkes kendine benzer bir karakter bulabilmiştir. Romantik, alaycı, dağınık, haz peşinde, başarılı... Bu başarısından dolayı seriye altı sezon üstüne iki tane de film çekilir! Bu süreçte Kim Cattrall (Samantha) 'ın filmlere katılmaktaki isteksizliğini hepimiz duymuşuzdur. SJP (Carrie) ve Cattrall'ın arasının yıllardan beri gergin olduğuysa biliniyordu –özellikle Twitter atışmalarından sonra- ancak asıl bomba son zamanlarda patladı.



SATC'YE DEVAM EDİLİYOR ANCAK KADRO EKSİK!

Birçoğunun favorisi Samantha karakterinin yeni yapımda olmayacağı, hayranlar tarafından tepkiyle karşılandı. Zira Samantha; cinsel özgürlüğü, yargılamayan, eğlenceli ve başarılı kişiliğiyle pek çoğumuzun kahramanı olmuştu. Ayrıca kabul etmeliyiz ki dizinin üzerinden geçen yıllar boyunca “modern kadın” karakterlerimiz arasından en çok Samantha’nın görüşlerini benimsedi ve ona benzedi. Çünkü her ne kadar bütün karakterleri parça parça benimsesek ve sevsek de yıllar içinde genel çerçevede Samantha “özgür, mutlu, para sıkıntıları çekmeyen, hırslı” bir karakter olarak zihnimizde kalırken Charlotte “eski”, Miranda “sıkıcı”, Carrie ise “sorumsuz” kaldı.


Bu hayal kırıklığına ek olarak, kadroda Carrie’nin Mr. Big’i ve Miranda’nın Steve'inin de eksik olduğunu öğrendik. Peki dizinin başlangıç mottosu "Bir kadının mutlu olmak için romantik bir partnere ihtiyacı yoktur." a ihanet ettikleri evli, mutlu, çocuklu finalden sonra bir de aynı macerayı yeni baştan mı izleyeceğiz? Big ve Carrie boşanmış mı olacak? Carrie, ellili yaşlarda da hiç ders çıkarmayarak aynı hataları yapıp kitaplar yazmaya devam mı edecek? Açıkçası ben de birçok izleyici gibi bu döngüye dalmak konusunda hevesli değilim. Özellikle de günümüz trend’lerinin “insan olarak büyüme” ve “kişisel gelişim” olduğunu düşünecek olursak…


Yapımı merak etsem ve yüzde yüz izleyecek olsam da bir SATC fanı olarak içime hiç sinmediğini itiraf etmeliyim. Samantha Jones'un içtenliğini, deli doluluğunu ve kendine has kişiliğinin yerinin doldurulabileceğini sanmıyorum. Ek olarak, başarılı yapımların suyunun çıkarılmasından da iyice bıkmaya başladık mı?


Siz bu konularda ne düşünüyorsunuz? Siz hangi SATC karakteriydiniz? (Benim kimin tarafını tuttuğum açık!)

65 görüntüleme
Daha Fazlası: