• Munise Tatar

Refik Anadol “Machine Memoirs: Space”

Yapılan paylaşımlardan görmemenizin olanaksız olduğu, insanları saatlerce sırada bekleten bir sergi: Refik Anadol “Machine Memoirs: Space”

İlk olarak Washington DC’de Artechouse’da hayat bulan bu sergiye, 19 Mart - 25 Nisan araliginda da Pilevneli Dolapdere ev sahipliği yaptı. “Ah, bir turlu fırsat bulup da gidemedim” diye üzülüyorsanız bu içerik tam size göre!


Çağdaş sanat dünyasında oldukça yankı uyandıran bu sergi, önünde metrelerce kuyruk oluşturdu. Şahsen ben, bunca sergi gezintilerimin arasında ilk defa böyle bir duruma şahit oldum. Peki neydi insanları bu kadar çeken? Gelin birlikte inceleyelim.


Refik Anadol, sergisini “evrenin derinliklerini keşfetmeyi amaçlayan bilimsel girişimler ve makine zekâsı kullanılarak yapılan görsel spekülasyonlar aracılığıyla, bilgi kümelerinin açık uçlu estetik olanaklara dönüştüğü alternatif bir veri evreni” olarak tanımlıyor.

Sergi bünyesinde 17 eser barındırıyor ve bu eserlerin 1 tanesi hariç geri kalanı dijital. Refik Anadol bu eserleri NASA’dan gelen verilerin yapay zekaya yüklenmesiyle oluşturmuş. Anadol yapay zekâ için “araçtan ziyade o benim is ortağım” dediğini okudum bir röportajında. Yapay zekâ için ateş benzetmesine başvuruyor ve kontrol altına alıp ondan fayda sağlayabilene ne mutlu diyor. Ki bizler de bu sergiyle birlikte Anadolu’n bu ateşi nasıl ustaca kullandığını görebiliyoruz.


Sergide kullanılan sesler Kerim Karaoğlu tarafından tasarlanmış. Ayrıca, bu eserlerin meditatif bir etkisi olduğu dile getiriliyor ve hatta Alzheimer hastalığına iyi gelip gelmediği hakkında araştırmalar bile yapılmaya başlanmış.



5 kattan oluşan bu sergiyi gezmeye en alt kattan başlanıyor. Bu katta, üst katlarda sergilenen ‘rüyaların’ temellendirmeleri ve ISS, MRO, HUBBLE’dan gelen telsiz verileri bulunuyor.


Gelgelelim bir üst kata, burada 13 dakikalık bir deneyim mevcut: 2001: A Space Odyssey tadında Rachaminoff eseri. Buradaki görsel şölen Los Angeles Filarmoni Orkestrası tarafından hediye edilen ses kaydıyla birlikte harmanlanmış.


Bir üst kat ise zannımca en çok ilgi gören kat. Burada bir ‘yapay zekâ sineması’ mevcut. Yani makinenin rüyasını 3 boyutlu şekilde görebiliyoruz burada ve sesler de ilk kattaki gibi telsiz konuşmalarının yapay zekayla buluşmuş hali. 18 dakika suren bu eserde 18 projeksiyon kullanılmış. Refik Anadol bunu yaparken izleyicinin kendini adeta o makineymiş gibi hissetmesini sağlamayı hedeflemiş ki bence başarmış da. İnsanlar yerlere oturarak büyülenmiş bir şekilde izliyordu bu eseri.


4. kat, serginin tek sessiz kati. Çünkü bu katta yapay zekâ bir rüya durumunda. Burada, Mars’ın günümüze kadar çekilmiş olan fotoğrafları mevcut ve işin asil ilginç yani bu fotoğrafların asla tekrara düşmemesi. Yani aslında uzayın ve rüya halindeki yapay zekânın sınırsızlığına değinilmek istenmiş. Ayrıca yukarda bahsettiğim tek dijital olmayan eser de burada sergileniyor. Bu eser makinenin en gerçekçi hayalinin robotik bir heykele dönüşmüş hâliymiş.


Son kata geldiğimizde ise bizleri 9 tane dijital tablo karşılıyor. Bu tablolar “Acaba bu verilerden pigment yapabilir miyiz?” sorusuna ithafen oluşturulmuş.


Refik Anadol, röportajında NASA ile ortak başka projelerinin de olduğundan bahsetmiş. Açıkçası ben şimdiden heyecanlandım. Hepimiz merakla bekliyoruz Sevgili Refik Bey, başarılarınız daim olsun!

39 görüntüleme
Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club