• Tuba Yaman

Popüler Kültür ve Nostalji

"Neden Nostaljiyi bu kadar seviyoruz, niçin nostalji günümüz pop-kültürün parçası haline geliyor? "


Nostalji; son zamanlarda, her geçen gün daha da sık duyduğumuz şık bir kelime. Aklımıza gelen ilk tanımı basitçe geçmişe duyduğumuz özlem. Fakat bugün hepimiz farkındayız ki “nostalji” kelimesi bir duyguyu tanımlamaktan öteye geçti ve popülerliği artan bir trend olma yolunda ilerlemeye başladı. Vizyona yeni giren filmler, yeni çıkan TV dizileri, bugün dinlediğimiz müzikler, en yeni moda trendleri, sıfatları…. “Yeni” olduklarını iddia etse de bunlar gibi popüler kültürümüzün birçok parçasının aslında geçmişe göz kırptığını görüyoruz. Peki neden nostaljiye takıntılı hale geliyoruz? Nostaljiyi popüler kültürün parçası haline getiren sebepler neler? Neden sosyal medya “10 years challenge”larla, “throwback”lerle her gün bize eskiyi hatırlatmakta bu kadar ısrarcı? Elbette bu sorulara verebileceğimiz cevaplar bizi tatmin etmeyecektir ve nostaljiyi hayatımızdan çıkarmamıza ya da ona daha da sarılmamıza sebep olmayacaktır. Yine de özellikle biz Y kuşağı için merak konusudur niçin geçmişe bu kadar özlem duyduğumuz.

Sözlük anlamından daha derin bir tarihi olan “nostalji” kavramının doğuşu 1688 yılına kadar uzanıyor. İsviçreli bir tıp öğrencisi olan Johannes Hofer tarafından bulunan terim Yunanca “nóstos”, eve dönüş ve “álgos”, acı kelimelerinden türemiştir. Hofer “nostalji”yi yabancı topraklarda savaşan İsviçreli paralı askerlerin yaşadığı vatan hasretini ifade etmek için kullanmıştır. Alpin çayırları için duyulan aşırı özlem, baygınlık, ateş gibi belirtileri olan bu hem ruhsal hem fiziksel rahatsızlık aşırı senaryolarda ölümle bile sonuçlanabiliyordu. Hatta iddia edildiği üzere askerlerin İsviçre şarkıları söylemeleri nostaljiyi kızıştırmaması için yasaklanmıştı.


Bir zamanlar ruhsal bir bozukluk olarak nitelendirilen nostaljinin, günümüzde daha çok bizi geçmiş bir zamana dönmeyi arzulatan acı-tatlı bir duygu olduğunu söyleyebiliriz. Eski güzel günlere, çocukluğumuza, lise yıllarımıza, hayatın bizim için daha basit olduğu ya da şu an bize öyle görünen zamanlara duyduğumuz bu özlem duygusu görünüyor ki son derece doğal ve evrensel bir psikolojik durum. Üzerinde bilimsel araştırmaların yapılmaya devam ettiği ve psikoloji biliminin aydınlattığı, eskinin “akıl hastalığı” bugünün ise bize gün içinde iç çektiren tatlı ama biraz hüzünlü ruh hali giderek popüler bir kavram haline geliyor. Asıl soru nostaljiyi gitgide daha çok sevmemizin, onu var olan popüler kültürümüzün bir parçası haline getirmemizin sebebi nedir? Bu sebep basitçe nostaljinin psikolojik olarak bize iyi gelmesi olabilir mi? Yoksa, eskiye duyduğumuz bu hayranlığın, onu devam ettirme çabasının şu an içinde bulunduğumuz zamanla bir ilgisi var mıdır? Bu soruları cevaplamak için belki de şu an nostalji modası hayatımızın neresinde ve hangi derecede mevcut bunu irdelememiz gerek.



Çok basit bir örnek vermek gerekirse neredeyse günümüz TV şovlarından daha çok ve daha sık izlenen Friends, Sex and the City, ER, Star Trek gibi birçok diziyi sayabiliriz. Her gün karşımıza yeni bir “reboot” haberi çıkaran bu başarılı şovlar ilk yayınlandıkları tarihten beri de popüler kültüre yön vermeye devam ediyor. Belki de buna sebep olarak bu yapıtların büyük başarısının yanında seyircinin nostaljiye olan sevdasını da yadsımamalıyız.

İnternetin ve günümüz teknolojisinin her şeyi elimizin altına getirme gücü bir yandan bize yirmi otuz yıl öncesinin eğlencesini sunarken, öte yandan bize geçmişin altın değerindeki fikirlerinin son teknolojiyle harmanlanıp “yeniden” seyirciyi şaşırtma imkanını sağlıyor. Henüz küçük bir çocukken ilk kez izlediğiniz Star Wars: Return Of The Jedi filminden aldığınız haz mı, yoksa büyük bir hevesle beklediğiniz yıllar sonra vizyona giren Star Wars: The Force Awakens filminin etkileyici yapımı mı? Buna gerçek Star Wars hayranları cevap versin. Fakat görünen o ki bazı şeyler bizi her seferinde kendi zamanına çekmeyi başarır, sebebi ister tanıdık bir tat yakalamamız ister tatmin edici lezzeti bulmamız olsun.

Diğer yandan seksenlerin fantastik komedisi Hayalet Avcıları öyle bir iz bırakmıştır ki 2016’da çıkan yeni filminin başarısı orijinalinin yanında ne derece parlayabilmiştir ayrı bir tartışma konusudur. Yine de kabul edelim ki Hayalet Avcıları’nı yeniden deneyimleme fikri birçok seyirciye nostaljik duygular yaşatmıştır. Öte yandan Jurassic Park devam filmleri belki de gerçekten dinozorlar tekrardan var olana kadar yapılmaya devam edebilir desek abartmış olmayız. Bununla beraber seksenler, doksanlar havası sadece yeniden çekilen kült yapımlarda esmiyor. Büyük başarı yakalayan Stranger Things, 80’ler Amerikası konseptiyle beraber, aynı zamanda birçok 80’ler pop-kültür referanslarıyla dopdolu bir yapım.


Sadece ekran önü ile sınırlı kalmıyor nostaljinin pop-kültüre olan etkisi. Bugün neredeyse hepimiz “80’ler, 90’lar” konseptli bir partide bulunmuş ya da bu eski trendleri anma akımının varlığından haberdar olmuşuzdur. Müzikleriyle, kıyafetleriyle, danslarıyla kimi zaman çok da kulağınıza ve gözünüze hitap etmediğini düşünüyor olsanız bile nostaljik duygularınız bir kez kabardı mı siz de eminim bir an için o zamanlara dönme isteği duyabilirsiniz.

Hele ki söz konusu moda olduğunda zaten farkındayız ki ne zaman sonlanacağını bilmediğimiz bir döngü içerisindeyiz. Annenizin gençlik yıllarında giydiği “mom jeans”ler, babanızın yün kazağını pantolonunun beline soktuğu bir fotoğraf, teyzenizin yirmi yıllık mini güneş gözlükleri… aslında bugün moda dergisinde gördüğünüz “yeni” trendler olmaları gayet olası ve hatta birkaç yıl içinde zamanının ötesinde bile olduklarının farkına varacaksınız. Google’a göre de modanın kalbi hala nostaljiyle atıyor. Google'ın son verileri “80'ler modası, 90’lar modası” terimlerinin modayla ilgili en sık yapılan aramalar olduğunu söylüyor. Zaten moda dünyasında sözü en çok geçen tasarımcıların son koleksiyonlarına bir göz attığımızda “vintage” konseptinin çok ön planda olduğunu görüyoruz.


Peki asıl soru neden günümüz popüler kültürü buram buram nostalji kokuyor, neden eski yapımları tekrar tekrar izlemekten bıkmıyoruz, neden yana yakıla “vintage”, “retro” parçalar arıyoruz, niçin 80’ler rock grupları bizim için hep “oldies but goldies” olarak kalacak, tüplü televizyondan izlediğimiz Pokemonları nasıl sokakta kovalar hale geldik? Elbette psikolojik olarak nostaljinin bize niçin bu kadar çekici geldiğini açıklamaya çalışan birçok araştırma ve deneyler mevcut. Aslına bakılırsa nostaljinin psikolojik bir durum olduğu gerçeği, bu hoş mu hoşnutsuz mu olduğu tartışma konusu olan hissin sadece bugüne ait bir trend olmadığını kanıtlıyor.

Düşünüldüğünde nostalji bir şekilde bugüne kadar hayatımıza bazı aralıklarla dahil oluyordu. Biz 10, 20 yıl öncesini yad ederek o zamanların güzelliğine kapılırken, işte o zamanlarda da daha önceki yılları özlemle ananlar eminiz ki vardı. Bundan belki 20, 30 yıl sonra da şu an bize o kadar da cazip gelmeyen bugünü anımsayıp, gülümseyerek hüzünlenenler olacaktır. Yapılan araştırmalardan birinde 1940-1992 yılları arasında doğan katılımcılara kendi lise yıllarında ve 2010 yılında çıkan filmlere ve televizyon şovlarına puanlar vermeleri istendi. Sonuç olarak 2010 yılı yapımlarının puan ortalaması, deneklerin liseyi bitirdikleri yıllara ait yapımların puan ortalamasından daha düşük çıktı. Kimi katılımcıların liseyi bitirme yılları arasında çok büyük fark varken, yine de hepsinin eski yıllara ait film ve şovları deneyin yapıldığı zamana ait olanlardan daha çok beğenmiş olmaları nostaljinin gücünün bir kanıtı diyebiliriz. Başka bir araştırma sonucu Morris Holbrook ve Robert Schindler insanların film, televizyon şovları, müzik, tüketim ürünleri konusundaki zevkleriyle büyüdükleri dönemin popüler kültürü arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı. Bu yüzden onlara göre tüketici yaşı ve bu hedef kitlenin büyüdükleri döneme ait popüler kültür alışkanlıkları, reklam ve tanıtım adına dikkate alınması gereken parametrelerdir. Bir deneyde de çocukların gelişim dönemindeki kritik periyotta maruz kaldıkları popüler kültür olguları dahil birçok şeye yaşam boyu bağlanabildikleri belirtilmiş. Örneğin yine ilgi çekici birkaç çalışmada, bugüne kadarki gelmiş geçmiş en

güzel manken ve en iyi aktör veya aktris kimdir sorusuna katılımcıların ezici çoğunluğu kendi ergenlik dönemlerinin en popüler isimlerini söylemişlerdir. Belki de nostaljinin duygularımıza ve davranışlarımıza ne derece hükmedebildiğini gösteren en ilginç deneylerden birinde, insanların bir süpermarkette eğer arka planda onların gençlik yıllarına ait bir şarkı çalıyorsa daha fazla alışveriş yaptığı kanıtlandı. Geçmişe duyduğumuz bu özlem hissinin neden bu kadar yoğun olduğunu açıklayan bir teori bize, zihnimizin psikolojimizi sağlam tutabilmek için kötü anıları ve travmaları silmeye eğilimli olduğunu ve sonuç olarak zamanla eskilere ait sadece güzel anlarımızı hatırladığımızı söyler. Bir diğer teori, insanların kendi büyüdükleri dönemin en iyi, bir daha gelemeyecek kadar özel ve güzel zamanlar olduğunu düşündüğünü belirtir. Bunun sebebi ise basit bir mantıkla insanların kendilerine olan saygıyı pekiştirme ve böylece kendilerini özel hissetme çabasıdır. “Ah o eski günler gibisi yok!” diye iç çekenler için aslında nasıl bir dönemde büyüdüklerinin ya da şu anda nasıl bir zamanda yaşıyor olduklarının çok da bir önemi yok, onlar için “kendi zamanları” her zaman en iyisi olacaktır.


Öte yandan nostaljiyi bu kadar sevmemizin ve onu popüler kültürümüze bu denli entegre etmeye çalışmamızın bir diğer sebebi ise farkında olmadan nostaljinin bize iyi gelmesidir. Bu konuda da yapılan araştırmalar ortaya koyuyor ki, nostalji duygusunu daha yoğun ve sık yaşamak bireylere, özgüven ve öz saygının artması, sosyal ilişkilerde daha iyi olma, duyguları daha dürüst şekilde ifade edebilme, çevreye daha çok duygusal destek sağlama gibi birçok sosyal avantajı kazandırabiliyor. Buna ek olarak bazılarımız için nostaljinin, korkularla başa çıkabilmeyi, geçmişimizle bağlantı kurarak gelecek amaçlarımıza yönelebilmeyi, olumsuz duygulardan arınıp bugünümüzü daha umut dolu geçirebilmeyi kolaylaştırdığı söyleniyor.

Nostalji olgusu niçin günlük hayatımızın ve kültürümüzün bir parçası haline geliyor sorusunun en doğru yanıtı belki de bu bahsettiğimiz psikolojik nedenler. Fakat, bu soruya psikolojik nedenlerin ötesinde daha başka cevaplar verilebilir.

Yaklaşımlardan biri belki biraz pesimist fakat yine de acı ama olası: Acaba tıkandık mı? Bugüne kadar yaratıcılığımızı son demine kadar kullandık ve daha fazla öte gidemiyoruz. 20, 30 yıl öncesi ağzımızı açık bırakan senaryolar, yapımlar, ikonik moda trendleri, ölümsüz müzik buluşları belki de ulaşabileceğimiz son noktadalar. Tabi ki şu an sahip olduğumuz sonsuz imkanları ve teknolojiyi hesaba kattığımızda bu durum pek de iç açıcı durmuyor. Ama kabul etmeliyiz ki popüler kültürü oluşturan en önemli yapı taşlarından yaratıcılık, fark yaratma, artistik yaklaşım gibi olgular çoğu zaman teknolojik imkanlardan bağımsızdır. Bu durumda eğer kötü senaryoyu düşünecek olursak, madem ki bugün yarattıklarımız eskilerden bir adım öne geçemiyor ve popüler kültürün parçası olamıyor, bize de bir zamanlar yeni çığırlar açan içerikleri tekrar ısıtıp sunmak kalıyor geriye. İşin içine biraz optimizm katarsak; neyse ki bugün hayal ettiğimizden daha gelişmiş bir teknoloji gücü var elimizde. En güzeli bu eski hayranlık duyduğumuz nostaljik kültürü teknolojiyle harmanlayıp, geliştirip bugüne taşımak gibi gözüküyor.


Diğer bakış açısı nostaljinin bizim için bir ihtiyaç olması. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki siyasi, ekonomik, sosyal...birçok açıdan gelecek kaygısıyla doluyuz. Ne bugün ne de gelecek için çok da olumlu düşüncelere sahip değiliz. Belki de haksızlık ediyoruz, geriye baktığımızda geçmişte de her şey güllük gülistanlık değildi. Fakat dediğimiz gibi insan beyni geçmişe dair olumsuzlukları unutmaya çabalar, bu durumu uzmanlar “toz pembe retrospeksiyon” olarak adlandırır ve ister istemez geçmişte yaşadıklarımızı, yaşadığımız zamankinden daha güzel hatırlarız. Kısacası “eski günler” in ışıltısına, renklerine, sesine ihtiyacımız var ve bunları geri getirmek bize umut, mutluluk veriyor, günümüz olumsuzluklarını unutturuyor. Diyebiliriz ki nostaljiyi ve nostaljik popüler kültürü bir pozitif duygu deposu olarak kullanıyoruz ve görünüyor ki işe yarıyor.


Sonuç olarak, belki tamamen duygusal nedenler, belki bugünün yaratıcılığının yetersiz oluşu, belki bize umut kaynağı olması, ya da gerçekten de bazı şeylerin yirmi yıl öncesinde zaten en iyi şekilde yapılmış olması ve daha birçok olası sebep, bizi ve popüler kültürümüzü nostaljiye takıntılı hale getiriyor ve bana kalırsa bizi iyi hissettirdiği sürece varsın geçmişe özlem duyalım.


20 görüntüleme
Daha Fazlası: