• Sinem Alpcan

"KRAL KİM?"

‘’Kimsenin gelip senin dünyanı yönetmesine izin verme, kendi kralın ol!’’


Geçmişten günümüze kadar toplumların birçoğu kendilerine yol gösterecek bir lider aramıştır. Bu arayışın sebebi olarak motivasyon sağlayacak birine, düzenli bir organizasyona, temsil edilmeye ve gelişmeye duyulan ihtiyacı gösterebiliriz. Kimi toplumlar kendilerine bir lider seçme şansına erişirken kimileri ise onlar için seçilen lidere boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bir nevi liderlik görevini üstlenen krallık makamı için de durum böyledir.


Her ne kadar ‘’kral’’ sözcüğünü telaffuz ettiğimizde hayalimizde ilk olarak erkek bir kral canlansa da 2008 yılında Gana’da kral seçilen Peggielene Bartels, bir kadındı. Aynı zamanda ‘’kral’’ sözcüğü bize somut bir insan kralı ifade etse de biz ‘’Kral kim?’’ sorusuna somut bir cevaptan ziyade soyut bir cevap arayacağız. Bu yolda bize eşlik edecek bir de yol arkadaşımız olacak. Bu ismi öğrenmeden önce gelin bize Afrika’daki bir kralın tahtını nasıl geri aldığını anlatan ‘’The Lion King’’ filmini hatırlayalım.

Ana kahramanımız Simba, Afrika’da yaşayan ve ormanların kralı olarak bilinen Mufasa’nın oğludur. Kralın ölümünden kendini sorumlu tutan yavru aslan Simba, bunun acısıyla birlikte yaşadığı yerden uzaklara doğru kaçmaya başlar. Sığındığı bir başka ormanda yeni tanıştığı arkadaşlarından ‘’Hakuna Matata’’ felsefesini öğrenir ve ‘’hiç üzülme, hiç sorun yok’’ anlamına gelen Svahili dilindeki bu deyimle hayatını dertsiz, tasasız bir şekilde devam ettirir. Ancak bir gün eski arkadaşı Nala’nın onu bulmasıyla birlikte hayatının dönüm noktasında olduğunu ve bir seçim yapması gerektiğini anlar. Mufasa’nın ölümüne sebep olan Simba’nın amcası kendini ormanların kralı ilan etmiş ve bu süre boyunca da orman halkında hep baskı kurmuştur. Bunu öğrenen Simba, Nala’yla birlikte evine geri döner ve amcasını tahttan indirmeyi başarır. Böylece tahtını geri almayı başaran Simba, halkıyla birlikte huzur ve barış içinde yaşamaya başlar.


2019 yılındaki yeni versiyonuyla birlikte küçükten büyüğe birçok insanın kalbinde tekrardan bir yer edinmeyi başarır ‘’The Lion King’’. Hatta öyle ki, bu sefer bize bir sürpriz daha yapılır: Pop sanatçısı olarak bilinen ama aslında benim için çok daha fazlası olan Beyoncé, filmde Nala’nın yetişkin halini seslendirmiştir. Beyoncé bununla da kalmaz ve filmin temasına özgü bir müzik albümü çıkarıp bunu destekleyen bir görsel albümü de 2020 yazında Disney+ platformundan izleyicilerle buluşturur. Yazının başlığı olan ‘’Kral kim?’’ sorusuna ‘’Black Is King’’ diyerek kendi cevabını verir bize bu filmiyle.


Bizi estetik hazzın doruklarına ulaştıran bu filmde ‘’The Lion King’’in hikayesine benzer bir hikaye izliyoruz ancak bu seferki ana kahramanımız Afrikalı bir insan prens. Krallığından sürüldükten sonra başka bir yerde büyüyen prens, büyürken bilinçaltının rehberliğinde kendi özüne doğru bir yolculuğa çıkar. Afrikalı halkın evlerinden alınıp başka bir kıtaya köle olarak götürülmesiyle de paralellik kuran bu hikayeyi izlerken etkilenmemek elde değil. Afrika diasporasının soyundan gelenlere bir övgü niteliğinde olan bu film aracılığıyla, şarkıcı Nina Simone’un Afrikalı halkı siyasi bir şekilde örgütlemesinin aksine, Beyoncé kendi soyunu daha spiritüel bir yoldan anlatıyor. Onları soylarını hatırlamaya ve kucaklamaya çağırıyor. Onlara ‘’Tarih senin geleceğindir. Günün birinde başladığın yerde kendinle buluşacaksın ama bu sefer daha güçlü olacaksın.’’ diyerek tarihlerini bilmeleri gerektiğini ve böylece yaşam döngülerini tamamladıklarında daha güçlü olacaklarını hatırlatıyor.


Film boyunca Afrika kültürüne ait birçok unsura selam yollayan Beyoncé, 90 dakika içerisinde yaklaşık 70 farklı kostüme girerek bu selamlamayı en çok kıyafetleri ve saç stilleriyle yapıyor. Bunlar dışında film boyunca dinlediğimiz Afrika müziği alt yapılı şarkılara da kültürün dans figürleri eşlik ediyor.


Filmin hem amacına hizmet etmesi hem de yapımcılarına saygısızlık etmemek adına filmde geçen her bir sözü önce Afrikalı halkı düşünerek hissetmemiz gerekse de film boyunca bence tüm insanlığın nasibini alması gereken mesajlar var. Bu görsel albümün her bir karesini size anlatmak istesem de kendi gözleriniz ve kulaklarınızla bunu tecrübe etmenizi gerçekten tavsiye ederim. Bu yüzden sizinle yalnızca beni çok etkileyen birkaç ana fikri paylaşmak istiyorum.


Film, kendini henüz kral gibi hissetmeyen ancak buna potansiyelinin olduğunu söyleyen bir gencin konuşmasıyla başlıyor. Gencin sorununun kendi yönünü bulamamak olduğunu çok geçmeden anlıyoruz. Film aynı hızda bize çözümü de sunuyor:


‘’Yıldızlara bak. Geçmişin büyük kralları bizlere o yıldızlardan bakıyor. Ne zaman yalnız hissedersen o kralların sana yol göstermek için hep orada olacağını hatırla.’’


İnsanın kendi potansiyelinin farkına varabilmesi çok büyük bir şans. İnsan kendine inanır ve kendi potansiyelinin farkında olabilirse tüm sorunların çözümleri de birer birer belirmeye başlar karşısında.


‘’Kendini önemsiz hissediyorsan, tekrar düşünsen iyi olur. Uyansan iyi olur çünkü daha büyük bir şeyin parçasısın. Evrendeki bir leke değil, …, yaşayan bir sözcüksün sen. Çok daha büyük bir şeyin parçasısın. Senden, bizden, bize çerçeveledikleri resimden daha büyük… Özüne adım at ve mükemmel olduğunu bil.’’

Kendi mükemmelliğimizi keşfetmenin yanı sıra etrafımızda olup bitenlere de yalnızca şahitlik etmeden onları derinlikli bir şekilde okumamız gerektiğini ve fiziksel olarak bize çok küçük gelen bir canlının bile hizmet ettiği bir oluşumun olduğunu hatırlatıyor film bize.


‘’Gördüğümüz her şey hassas bir denge içerisinde birlikte var oluyor. Bu dengeyi anlamalı ve her varlığa saygı duymalıyız. Emekleyen karıncadan sıçrayan antiloba kadar… Hepimiz hayatın büyük döngüsünde birbirimize bağlıyız.’’


Evrenle olan ilişkimiz bizim varoluş amacımızın nişanesidir. Kendi kapasitemizin izin verdiği ölçüde kendimizdeki özelliklerle evreni anlamaya çalışırsak ve her gün bir öncekinin üzerine bir şey koyarsak yol alabiliriz. Dahası zaman ve mekan kalıbından çıkıp kendi kralımız kendimiz oluruz.


‘’Kimsenin gelip senin dünyanı yönetmesine izin verme, kendi kralın ol!’’


84 görüntüleme
Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club