• Defne Soyer

Hayatın İçinden Renkler ve LİSTAG!

LGBTİ+ bireylerin ailelerinin ve yakınlarının derneği olan LİSTAG’ın kurucu üyelerinden Günseli Dum ile geçtiğimiz Onur Ayı’na ithafen çeşitli konular üzerine konuştuk. Tüm renklerin bir arada ve huzur içinde yaşayacağı günler dileğiyle…



Perspective: Merhaba Günseli Hanım, öncelikle hoş geldiniz. LİSTAG, LGBTİ+ aileleri ve yakınları ile çalışan bir dernek. Bunun dışında LİSTAG’ı ve sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?


Günseli Dum: LİSTAG; çocukları LGBTİ+ yani lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve artı olan ebeveynlerin ve aile yakınlarının derneğidir. 2008 yılında birkaç anne ve baba olarak Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği çatısı altında birkaç çocuğumuzun öncülüğünde bir araya geldik. 2019 Mayıs ayında geriye kurumsal bir yapı bırakmak için dernekleştik. Yaklaşık 13 yıldır LGBTİ+ hak mücadelesinin içindeyiz. Öncelikle, biz tüm insanların cinsel yöneliminin, cinsiyet kimliğinin ve cinsiyet ifadelerinin özgürce beyan edildiği, değer verildiği ve saygı duyulduğu bir gelecek hayal ediyoruz. Kendimden bahsetmem gerekirse, 1955 yılında Ankara’da doğdum ve İstanbul Üniversitesi’nde biyoloji okudum. İş hayatıma Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde başladım. Bir erkek eşcinsel çocuk annesiyim. LİSTAG’ın kurucu üyelerindenim ve burada 13 yıldır aktivizm yapıyorum. 2019 yılından itibaren de derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyorum.


P: LİSTAG, ailelerin bakış açısını değiştirmede nasıl bir rol oynuyor?


G.D: Aileler, çocukları onlara ilk açıldığı zaman durumu kabul edemiyorlar. Önce şaşırıyorlar, “Niçin ben? Niçin biz? Neden benim çocuğum böyle oldu?” gibi sorular sormaya başlıyorlar. Aileler çocukları adına hayaller kurduğu için bu durum onların hayallerini yıkıyor. Çocuğu aynı çocuk değilmiş gibi bir kayıp duygusu yaşıyorlar. İşte LİSTAG tam da bu aşamada ailelerin yanında oluyor. Dernek olarak en temel çalışma alanımız ailelere destek olarak onları bilgilendirip ön yargılarını kırmak, rahatlatmak. Ailelere “Sizin çocuğunuz kötü veya yanlış bir şey yapmadı. Bu bir hastalık değil, bunu değiştirmeye çalışmayın.” diyerek temel bilgileri vermeye çalışıyor ve kendi deneyimlerimizi anlatıyoruz. İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkar bu yüzden ebeveynler bilgilendikçe bu durumdan korkmuyorlar ve doğal olarak rahatlıyorlar, çocukları ile olan ilişkileri daha iyi bir duruma geliyor.


P: 2013 yılında yayınlanan “Benim Çocuğum” adlı bir belgeselde yer almışsınız. Belgeselin çekim aşamaları sizin için nasıl geçti?


G.D: Toplumun her kesiminin bizim ve çocuklarımızın hikayelerini duymasını istiyorduk. Yönetmenimiz Can Candan bize gelip bu konuda bir belgesel yapmak istediğini söylediğinde konuşmaya ve açılmaya neredeyse hazırdık. O sıralarda görünür olmayı göze alan ya da hazır olan ailelerden yedi kişi olarak bunu kabul ettik. 2008’de bir araya geldik, 2011’de bilgilendik ve filmimizi çekmeye başladık. “Benim Çocuğum” belgeselinin çekim aşamaları iki sene sürdü. Çekim süreci bizim için çok rahat geçti çünkü yönetmenimiz çok değerli bir insandı ve bizi hiç sıkmadı. Rol yapmamız gerekmedi, ne sorulduysa doğal olarak yaşadıklarımızdan yola çıkarak cevap verdik ve böylece ses getiren bir belgesel oldu. Sonunda kendimizi beyaz perdede görmek çok daha heyecan verici oldu.

P: Peki, bu belgesel ile ilgili geri dönüşler nasıl oldu?


G.D: Belgeselin etkileri hala devam ediyor çünkü “Benim Çocuğum” bugün bile güncelliğini koruyan bir belgesel. Hala bir sürü LGBTİ çocuk bu filmi aileleriyle seyredip bir farkındalık yaratıyorlar. İlk senelerde İngilizce, Almanca, Rusça, Ermenice, Sırpça, Arnavutça ve Arapça dillerinde alt yazılar ile gösterilmeye başlandı. Çeşitli festivallerde, üniversitelerde, sivil toplum örgütlerinde, dünyanın birçok yerinde, 30’dan fazla ülkede gösterildi. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da ses getirdi. Geri dönüşler bizi çok mutlu etti, beklentilerimizin üstünde oldu. Ülkemizin buna çok ihtiyacı varmış.


P: Kendi tecrübelerinize dayanarak, ailelere neler tavsiye edebilirsiniz? Çocuklarına nasıl yaklaşmalılar?


G.D: Ben çocuk sahibi olmadan önce de olduktan sonra da çocuklar ile ilgili çok kitap okuyan bir insandım. Çocuğunuzun beden sağlığı kadar ruh sağlığı da çok önemli. Ailelerin çoğu, çocukları açıldığı zaman ilk olarak büyük bir şok yaşarlar. Bu çok normal bir durumdur, sonuçta bu konuda bir eğitim almadılar. Kimse her şeyi bilmek zorunda değil ama okumaya, öğrenmeye ve dinlemeye çalışabilirler. Bence bunlardan da önce, ilk yapmaları gereken çocuklarına sarılmak ve “Şu an ne demem gerektiğini bilmiyorum. Sadece sana şunu söylemek istiyorum: İyi ki bunu bana söyledin. Seni çok seviyorum ve her zaman seni dinlemeye hazırım. Seni anlamaya çalışıyorum, senden zaman istiyorum.” gibi onları rahatlatacak birkaç cümle söyleyebilirler. Kendi duygu durumlarını konuşmak için de bizi arayabilirler.


P: Farklı ülkelerden ailelerle de toplantılar düzenliyorsunuz, bu toplantılarda sizi şaşırtan bir olay yaşadınız mı?


G.D: İlk olarak 2008 yılında İtalya’ya bir aile grubu toplantısına gitmiştik. Avrupa’da LGBTİ+ hak mücadelesinin nasıl gittiğini çok merak ediyorduk. O zaman gördük ki Avrupa’da da toplum ve din baskısı, akran zorbalığı, homofobi ve transfobi var. Ancak kimi ülkelerde bu zorluklarla mücadele edebilmek için LGBTİ bireyleri koruyan yasalar var. Yine de homofobi ve transfobinin engellenmesi maalesef ki çok zor oluyor. 2010 yılında Almanya’ya gittiğimizde de aynı duruma şahit olduk. Bu yıl birbirinden farklı ülkelerle internet üzerinden aile toplantıları yaptık. Hindistan’dan Amerika’ya kadar yine aynı şeyler söz konusuydu, bizi şaşırtan hiçbir şey yoktu. Yalnızca az önce de dediğim gibi onlarda devlet LGBTI+’ları koruyan yasalar koyuyor. Ülkemizde ise nefret söylemleri ve baskılar devam ediyor.


P: Ayda bir kez olmak üzere düzenlediğiniz aile yemekleri nasıl bir farkındalık yaratıyor ve pandemi döneminde bu süreç nasıl işliyor?


G.D: Tahmin edersiniz ki pandemi döneminde yüz yüze buluşmalar yapamadık. İki yıldır biz de teknolojiye ayak uydurduk. Evlere kapandığımız dönemde birbirimizle konuşmaya ve paylaşmaya daha çok ihtiyaç duyduk. Adı yemek değil ama doğum günleri ve bayramlar için toplantılar ayarlayarak daha çok aileyle görüşme sağladık. Bu buluşmalarda ebeveynler birbirlerini tanıyor, sohbet ediyor. Pandemi sayesinde İstanbul dışındaki ailelerle de Zoom üzerinden buluşma şansı yakaladık. Yüz yüze görüşmelere tekrardan başlayacak olsak bile online olarak da devam edeceğiz gibi duruyor. Önümüzdeki vakitlerde tüm Türkiye’den aileler ve çocuklarıyla bir araya gelmeyi planladığımız bir kamp yapmayı düşünüyoruz.



P: Haziran ayı itibarıyla Onur Ayı’na giriş yapmış bulunduk. Bu vesileyle sizden Onur Ayı’nın tarihçesini dinleyebilir miyiz?


G.D: Onur Ayı’nın bizim için anlamı çok büyük. Bu ay görünürlük açısından çok önemli. İnsanlar gördükleri, tanıdıkları bir şeyden korkmazlar. Eskiden yapılan yürüyüşlerde sadece LGBTİ bireyler yürüdüğü için toplum, aileleri görmüyordu. Fakat artık ebeveynler olarak biz de yürüyoruz ve bu sayede toplumda bir algı değişikliği yaratıyoruz. Onur Haftası, özgürleşmenin ve eşit yurttaşlık mücadelesinin en somut hallerinden biri. Onur Haftası, 26 Haziran 1969’da New York'taki Stonewall adlı barda polisin yoğun baskısı ve şiddetine karşı siyah ve Latin seks işçisi trans kadınların öncülüğünde başlayan ve tüm LGBTİ topluluğuna yayılan bir direniş hikayesi. Bu mücadeleyi onurlandırmak için her yıl haziran ayında kutlamalar yapılıyor. Türkiye’de de Onur Haftası 1993 yılından beri haziran ayının son haftasında gerçekleştiriliyor. Biz de LİSTAG olarak 2008’den bu yana aktif olarak katılıyoruz. Yürüyüşler sayesinde LGBTİ bireylerin ne kadar mücadeleci oldukları, varlıklarından onur duydukları ve politik duruşlarının olduğu görülüyor.


P: Son olarak geçtiğimiz Onur Ayı, LİSTAG için nasıl geçti?


G.D: LİSTAG olarak çok yoğunduk, çok çalıştık. İnternet üzerinden ne yapılabiliyorsa yapmaya çalıştık. Örneğin, YouTube üzerinden yayınladığımız “Gökkuşağı Ebeveynleri” isimli bir video çektik, sitemizden indirebileceğiniz sticker’lar yaptık. Artık ana akım medyada bizden hiç bahsedilmiyor bu yüzden toplumun büyük bir kısmının izlediği kanallara röportajlar verdik, canlı yayınlara katıldık (Medyascope, Dokuz8Haber) ve YouTube yayını yapan gazeticilere kendimizi tanıtan mektuplar yazdık. Ünsal Ünlü, Özlem Gürses, Ayşe Çavdar ve Tayfun Atay gibi önemli isimler bütün Onur Haftası boyunca bizden bahsettiler.


*LİSTAG’a ulaşmak isterseniz:

Danışma Hattı (0546 484 82 85)

İnternet Adresi (https://listag.org)

Mail Adresi (info@listag.org)

İnstagram (@listagfamilygroup)

Etiketler:

54 görüntüleme
Daha Fazlası: