• Eylül Şahinoğlu

FOTOĞRAFA PERSPECTIVE İLE BİR BAKIŞ


Fotoğraf size ne ifade eder, ne hissettirir? Ona baktığınızda hangi dünyalara dalarsınız? Bu yazıya başlarken kendi kendime bu soruları sordum, düşündüm ve cevapladım; aynı zamanda size de düşündürmek istedim. Eğer aynı soruları bana yöneltecek olursanız işte yanıtlarım burada: Fotoğraf, günümüzün dijital belleği, geçmişimizin nostaljik anıları, bakışımız, hayatımız ve hikayemiz demektir. Klişelerde üzerime yoktur ama ayrıca, ânı da ölümsüzleştirmektir. Bir fotoğrafı elimize alıp, dokunup hissettiğimizde ya da telefon ekranımızdan açtığımızda eskilerden gördüğümüz sıcacık bir gülümsemedir. Gözlerimizi doldurur, duygu yoğunluğumuzu had safhaya çıkarır, bizi o özlemini çektiğimiz anlara hapseder. Geriye dönülemez bir yolda ilerlerken eskilerin birtakım kokusunu bizim üzerimizde gezdirir. İhtiyaç duyduğumuz cesareti fotoğraftan yakalar, güveni fotoğraftaki kişilerden alırız. O buruk sevincin yarattığı hissiyatın tadına varmak kadar keyif veren bir aktivite yoktur benim için. Bu sebeple, küçük anekdotlarla ve örneklerle size fotoğraftan, üzerine tartışılan konulardan ve kısaca fotoğrafın tarihçesinden bahsetmek istiyorum. E hadi başlayalım!

FOTOĞRAFIN BİZİMLE BULUŞMASI


İnsanlar geçmişten günümüze dış dünya ve doğa tasavvurunu -yaklaşık bir kronolojik sıralamasıyla- mağara duvarlarına, kil tabletlere, hayvan derilerine, papirüse ve ardından halihazırda kullanılan kağıtlara resmetmişlerdir. Olan biteni zihnimizde canlandırıp betimlerken ve kendi hayal dünyamızla asıl dünyayı birbirine adapte ederken veyahut anlamlandırmaya çalışırken resim başvurulan bir sanat yöntemidir. Zaman geçtikçe ve dünya başka bir yöne evirildikçe teknoloji vasıtasıyla da insanın doğası gereği haşır neşir olduğumuz sanat, değişime uğramış; günümüz koşullarına uygun bir hale gelmiştir. Bu uygun halden kastım resmin evrimleşerek ve dijitalleşerek fotoğrafa dönüşmesidir. Yarınlarımızın dünü olan bugünlerimizin ve yaşadığımız anın ölümsüz birer simgesidir fotoğraf. Etimolojik olarak kökenini eski Yunancadan alan fotoğraf, photos (ışık) ve graphe (yazı) kelimelerinin kombinasyonundan meydana gelmiştir. Günümüzdeyse genel bir tabirle fotoğraf kelimesi ışıkla yazı yazmak/iz bırakmak anlamlarına gelir. Fotoğrafın bu zamana kadar izlediği yol kümülatiftir ve mevcutta bulunan bilgilerin üzerine yenilerin eklenmesiyle karşımıza gelmiştir. M.Ö. 4. yüzyılda Aristo’nun bir ışık demeti sayesinde mağara duvarına yansımış ve gölge oluşturmuş olan ters görüntüyü fark etmesiyle ilk adımların atıldığı iddialar arasında. Bilimin gelişmesiyle ve insanların olayları anlamlandırabilmek için tanrısal bir gücün yardımına ihtiyaç duymamaya başlamasıyla fotoğrafın fiziksel ve kimyasal bir süreçten ibaret olduğu anlaşılmıştır. Nesnelerin görüntüsünün kalıcı olarak bir yüzey üzerine kaydedilmesi çalışmalarında Leonardo da Vinci, Reinerus Gemma Frisus, Johannes Kepler gibi birçok bilim adamının payı olmakla beraber; ilk görüntü kaydını gerçekleştiren ve fotoğrafın mucidi diye anılan Joseph Nicéphore Niépce’tir. Aşağıda gördüğümüz 1827 tarihli fotoğraf, dünya tarihin ilk fotoğrafı olarak kabul edilmektedir. Fotoğrafın levha üzerine kaydedilmesi tam tamına sekiz saat sürmüştür.



SANAT MIDIR, ZANAAT Mİ?


Yıllardan beri bu alana emek ve uğraş verenler tarafından fotoğrafın sanat olup olmadığı konusu hararetli bir şekilde tartışılıyor. Bir taraf bunun zanaat olduğunu savunurken diğer tarafsa sanat olduğu konusunda ısrarcı olmakta devam ediyor. Süregelen bu tartışmalar tabii ki bir sonuç bulamıyor. Bana soracak olursanız estetik kaygı güdülen, maddi beklentiden uzak olan her fotoğrafı sanat kategorisinde değerlendirmek mümkün. Dahası sanatçı kendine özgün dokunuşlara, tonlamaya, kompozisyona sahipse gördüğünü dijitale dökmekten ve yansıtmaktan ziyade fotoğrafı var etmiştir. Ama gelin görün ki yaklaşık bir asırlık ömrüne 2 milyon fotoğraflık külliyatı ve dönemin önemli sanatçılarıyla, siyasileriyle röportajlarını sığdırmış olan İstanbul Fotoğrafçımız Ara Güler bu konuda çok net. “Sanat yalandan doğar. Ama fotoğraf hakikattir. Hakikatin kopyasıdır. Hakikatin parçasıdır, sanat olamaz.” demiştir usta fotoğrafçımız. Makinemizin deklanşörüne basıp görüntüyü elde ettiğimiz andan itibaren fotoğraf tüm çıplaklığıyla karşımızda. Ara Güler de gerçekliğin sanat olmaması gerektiğini ve yeninin üretilmesinin sanatın şartı olacağını dile getirmiştir. Dolayısıyla kendisinin bu sözlerinden sanatın olanı keşfetmeye değil, olmayanı var etmeye yarayan bir amaç; fotoğrafınsa gerçekleri haykıran, megafon görevi gören bir araç olduğunu anlıyoruz.

Ayrıca bazılarımıza yani fotoğrafçılıkla amatörce uğraşanlara, fotoğraf çektiğini iddia edenlere de söyleyecek bir çift lafı bulunuyor: “Günümüzde insanlar fotoğraf çektiklerini zannediyorlar ama ıstırap çekiyorlar.” Bu sert laflarında haksız da sayılmamakta. Haddimiz olmayarak kendimizi fotoğrafın piri zannediyor ve cahilliğimizin gözümüze çektiği perdeyi aralayamıyoruz. Biz de kendisinin bu sözlerinden sonra laf ebeliği yapmıyoruz ve Türkiye’nin görüp görebileceği en yetkin foto muhabirimizi saygıyla ve özlemle anıyoruz.



PEKİ, NASIL ÇEKMELİYİZ?


Her şeyden önce gelişime açık, atılıma hazır olmalıyız. Bu, hayatın her alanın gerekliliği olduğu gibi fotoğrafta da öyle. Çektiğimiz fotoğrafların “iyi” sıfatını taşımasını istiyorsak belirttiğim kişisel şartlardan sonra bazı temel fotoğrafçılık ilkelerine de uyum sağlaması olmazsa olmazlarımızdan biri. İşte birkaç naçizane öneri:

  • Kompozisyon, fotoğrafta barınan objelerin belirli bir ahenk ve denge içerisinde düzenlenmesi ve yerleştirilmesi demektir. Kadrajımızı 3/1 oranında bölerek kesişim noktalarına denk getirdiğimiz fotoğrafın ana objesini estetik açıdan doğru konumlandırmış oluyoruz. Halk diliyle ızgara da denen bu özelliği cep telefonlarımızdan ya da kameralarımızdan aktive ederek göze hitap eden fotoğraflar çekmemiz mümkün olabilir.

  • Pozlama kısaca fotoğrafa düşen ışık miktarıdır. Fotoğraflarımızın karanlık ya da aydınlık çıkmasını sağlar. Enstantane-diyafram-ISO arasındaki ilişki bizim pozlama üçgenimizi oluşturur ve pozlamayı etkileyen en önemli etkenlerdendir. Fotoğraf çekerken sık kullanılan ve oldukça popüler olan uzun pozlama tekniğiyle daha estetik ve etkili fotoğraflar çekmemiz mümkün. Ama küçücük bir tavsiye: Bozulmaları en aza indirebilmek için tripod kullanmanız fotoğrafın daha net çıkmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde kameranızı veya telefonunuzu titretmeniz fotoğrafınızın flu çıkmasına sebebiyet verir.

  • Fotoğraflarımız saf haliyle ne kadar iyi olurlarsa olsunlar, küçük çaplı bir düzenlemeyle ve dokunuşla mükemmele yakın hale getirebiliriz. Bunun için en iyi uygulamalardan biri de Adobe Lightroom bence. Bunun haricinde telefonumuz için de cazip aplikasyonlar bulunmakta. VSCO’suz ne yapardık mesela bilemiyorum. Ayrıca efekt eklemek için de kullandığım bir uygulama Dazz Cam. Analog fotoğraf havası barındıran birçok çeşit kamera örneğiyle bize en uygun opsiyonları sunuyor.

  • Fotoğrafın olmazsa olmazlarından biri de ışıktır. Yapay ve doğal ışık fark etmeksizin en mühim mevzu objeye yansıdığı konumdur. Kimse kapkara bir fotoğraf istemez sonuçta.



  • Bu maddelere kadar yapılması gereken birçok şartı ve öneriyi sıralamış bulunuyorum fotoğraf için. Fakat en gözdesini sona sakladım. Çektiğimiz fotoğrafın bir hikayesi olmalı. O hikayeyi görünümle birleştirip zihnimizde dans ettirebilmeliyiz. Bir balıkçının alın teri, bir öğrencinin sınav stresi, iki aşığın birbirini görmesi… Fotoğraf hayat olmalı ve her hikayenin de bir fotoğrafı.

76 görüntüleme
Daha Fazlası: