• Doğa Turgut

Fahrenheit 451'i İnceliyoruz!


Bugün inceleyeceğimiz Tatbikat sahnesinin “Fahrenheit 451” adlı oyunu esasen Ray Bradbury’nin 1953’te ABD’de basılan ve geleceğin çarpıcı bir şekilde anlatıldığı distopyasının tiyatro uyarlaması. Erdal Beşikçioğlu’nun yönetip oynadığı, Nazlı Gözde Yolcu’nun çevirdiği ve kadrosunda pek çok kıymetli oyuncunun bulunduğu oyun, Seyretix üzerinden 12 Aralık günü çevrim içi gerçekleşti.


Oyun bir distopyadan uyarlama da olsa anlatılanlar aslında çok da uzak bir geleceği tasvir etmiyor. Günümüz çağı, teknolojinin ilerlemesi ile birlikte tekdüzeleşmeye ve robotlaşmaya gidiyor. Yani artık beynimizi okumak, düşünmek ve tartışmak için yeterince yormuyoruz. Her şey eskisine göre daha otomatik ve basite indirgenmiş bir halde. Mesela oyunda fermuarın icadından söz ediliyor. Oldukça basit olan kullanımı bizi kafa yormaktan ve düşünmekten alıkoyuyor. Bu yüzden aslında bu oyun geleceği doğru bir şekilde yakalayabilmiş. Oyunda itfaiyecilerin buldukları kitapları yakmasındaki sebep de bu. Aslında kültüre, sanata, tarihe olan ilgimiz yok ediliyor ve eleştirel düşünce ve felsefe yapabilme yeteneğimiz elimizden alınıyor.


Bir sahnede söylendiği gibi zamanla isyan ve itiraz etmeyi bırakıyor, koyun sürüsü gibi huzur içinde yaşıyoruz. Yani önümüze çıkan her şeyi doğru kabul ediyoruz ve sorgulamadan uyguluyoruz. Halbuki itiraz edebilmek ve sorgulayabilmek insanlık için vazgeçilmez bir hazinedir. Çünkü bizi diğer canlılar dan ayıran en önemli fark düşünme yetimiz. Bunun yanı sıra da bir şeyin nasıl’ından çok neden’ine bakılması gerektiğine değiniliyor. Kafamızdan neden sorusu çıktığında bir şeylere olan merakımız da ortadan kalkıyor ve etrafımıza karşı ilgisiz olmaya başlıyoruz. Bu bizim dış dünyayı görmemizi engelliyor ve zamanla gerçeklikten kopuyoruz.

Oyunda değindikleri bir güzel nokta daha ise: tiyatro ve sinema. Bu ikisi hayatımızdan çıkmış, yerine önümüze televizyon duvarı denen, bize boş ve anlamsız içerikler izlettiren bir icat konmuş. İnsanlar kafalarını yormak zorunda kalmayıp önlerine konanları basit şeyleri izledikleri için sanal bir mutluluk hissetmişler tabi ki. Ancak fark etmiyorlar ki tiyatro ve sinemaların da kapatılması en az kitaplar kadar büyük bir kayıp. Biz bunların sayesinde sorgulamayı, yorum yapmayı ve hatta bir şeyler üretmeyi başarıyoruz. Aydın, kültürlü, kendi fikirlerine sahip bireyler bu felaketin içinde yavaşça kayboluyor. Özetle, bu oyunda eğer kültür ve sanattan, düşünmekten uzaklaşırsak bizi acı ve üzücü bir gelecek bekliyor olacağı gözler önüne serilmiş ve gerçekçi bir şekilde anlatılmıştır.


Oyunda göze çarpan karakterlerden biri ise Clarice idi. Onun hayata olan merakı, neşesi, canlılığı ve Bay Montag’a “Mutlu musun?” diye sorması, adamı mutlu olmadığını fark ettirip onu harekete geçirdi ve kitap okumaya itti. Yani aslında okumak bizi mutlu ettiği gibi çevremize de olumlu enerji gönderiyor ve birbirimizi teşvik ederek motivasyon kaynağı olabiliyoruz. Clarice’in başkalarının hayatına dokunabilme ve onları etkileyebilme gücü çok yüksek olduğundan bu onu diğerlerinden farklı kılıyor. Ayrıyeten Bay Montag’ın kendini kitapları ile birlikte yakan kadını görmesi de onu derinden etkilemişti ve yaptığını işin doğruluğunu sorgulamaya itmişti. Aslında bu sahnede kitapların insanlar için ne kadar değerli olduğu, onlarsız mutlu bir hayatın mümkün olmayacağı gösterilmiştir. Mildred ise bu karakterlerin tam tersi. Kendi kabuğunda yaşayan, sadece kendi ilgi alanıyla ilgilenen ve zihnini asla yormayan bir karakter. Bu yüzden ne kendisine ne de bir başkasına fayda sağlayabiliyor. Aynı zamanda bu çarkın içine girmiş olduğu için sıradanlaşmış ve kimseden farkı kalmamış.

İnsanlar kendi küçük fanusları içerisinde huzurlu ve rahat hissediyorlar ancak büyük resme baktığımızda bambaşka bir dünyanın olduğunu görüyoruz. Önemli olan bu pencereden bakabilmek ve dışarıyı görebilmektir çünkü insanı asıl tatmin eden, gerçek mutluluğa ulaştırabilecek şeyler bunlardır. Çünkü okudukça öğreniyor ve daha fazla bilgi ediniyoruz. Bildikçe daha fazlasını öğrenmek istiyoruz ve bu döngü sürüp gidiyor. Yeni şeyler öğrenmekten zevk alıyoruz ve bilgiye aç oluyoruz. Bay Montag ise patronun aksine bu çizgiyi aşmayı başarıyor ve başka bir boyuta geçiyor. Patronu ise zamanında böyle bir teşebbüste bulunmuş ancak okumanın yanlış olduğu kanısına vararak bırakmıştır. Bay Montag artık kendini ifade edebileceği, özgün olabileceği ve en önemlisi düşünebileceği bir dünyaya atıyor. Bu dünyada artık tamamen özgür...


Belki de insanların ihtiyacı olan şey, Bay Montag gibi zincirlerini kırmak ve ileriye doğru bir adım atmaktır.



18 görüntüleme
Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club