top of page
  • Defne Kirkizoğlu, Zeynep Binbaşıoğlu

Evdeki Saat ile Özgün Sound’a Yolculuk

Fark Etmeden’in yayınlanmasıyla hayatını ve iç dünyasını daha da merak ettiğimiz Eren Alıcı ile söyleştik. Evdeki Saat’i gerçekten anlama şansı yakaladığımız bu söyleşimizi okurken arkaya en sevdiğiniz Evdeki Saat şarkısını da açmayı unutmayın!

Perspective: Önceden bir müzik grubunu karşılayan “Evdeki Saat” ismi, artık sadece sizi tanımlıyor. İki kişi müzik yapmak ve tek başına çalışmak arasındaki farkları nasıl tanımlarsınız?


Eren Alıcı: Aslında kafası uyan iki kişinin müzik yapması güzel bir şey hatta daha da verimli. Ama eğer ki kafa karşı tarafla belli bir oranda uymuyorsa ne kadar fazla kişi olursa o kadar dezavantaj oluyor bu noktada. O yüzden benim senaryomda tek kişi müzik yapmak iki kişiden daha mantıklıydı. O yüzden de öyle devam etmek zorunda kaldım. Uzun süre kafama uyum sağlayabilecek bir insan yoktu. O yüzden tek başına çalışmaya başladım ve öyle de devam ettim.

Perspective: Şarkılarınızın dokusu oldukça farklı, benzerlerini çok göremiyoruz. Peki sizin müziğe başlarken esinlendiğiniz, tonunu sevdiğiniz sanatçılar kimlerdi ve farklılıklarınızı hayranı olduğunuz örneklerden nasıl koruyabilidiniz?


Eren Alıcı: Sound konusunda ilham aldığım çok fazla insan vardı. Zaten hepsini bir potada erittikten sonra kendinizden bir şey eklediğiniz zaman aslında farklılaşmış oluyorsunuz. Bir şeyi “copy paste” yapıp aynısını yapmak yerine -ki bu da başka bir şeydir, bunu yapanlara da saygı duyuyorum- ama ben böyle yapmıyorum. Ben kendimden, yaşadıklarımdan bir şeyler katıyorum. Aslında biraz da kişiliğimizi kattığımız zaman rahatça korunabiliyoruz, farklılaşabiliyoruz diyebilirim.


Perspective: Geçtiğimiz haftalarda yeni şarkınız “Fark Etmeden” yayınlandı. Bize biraz bunun üretim sürecinden bahsedebilir misiniz?


Eren Alıcı: Ses kayıtlarına baktım geçen gün. Temmuzda yapmaya başlamışım “Fark Etmeden”i. İlk başta tabii bir melodi çıkmış, ondan sonra o melodinin üstüne sözler yazmaya başlamışım. Zaten klasik şarkı yazma süreci böyle ilerliyor bende. Sonra zaten kafamda ağustosta “Fark Etmeden”i çıkarmak vardı. Ağustos ayında bu şarkıyı çıkaracağım dedim ama aralık ayına denk gelmiş oldu. Arada birkaç aylık bir fark var. Şarkıyı yavaş yavaş hazırladım, farklı versiyonlar çıkardım. En son bu versiyonu çok beğendim. Klip konusunda da Atıl ile çalıştık. Atıl da şarkının sözlerinden ve sound’undan yola çıkarak kablolu, "future nostalji" dediğimiz bir konsept çıkardı. Onu da böyle gidip eskiciden kablolar alarak değişik bir uygulamayla oluşturdu. Güzel de oldu baya. Sonrasında ne yapacağımızı bildiğimiz için her şey tak tak ilerledi ve şarkı da çıkmış oldu böylece.


Perspective: Günümüz sanatçılarından işlerine hayran olduğunuz hatta birlikte çalışmak isteyeceğiniz sanatçılar kimler?


Eren: Türkiye içinde işlerini beğendiğim belli insanlar var. Zaten çoğuyla arkadaşız da. Mabel Matiz’i, Melike Şahin’i, Mert Demir’i çok severim. Onlarla tabii ortak işler yapmak isterim. Aslında zaten düzenli olarak da görüşüyoruz. Bir noktada bir şeyler yaparız ama bir şey yapmak için yapmak değil de, tamamen hazır hissedelim ve güzel bir iş olsun. O zamanı bekliyoruz.


Perspective: Yeni bir şarkı kaydı ya da konser öncesi uyguladığınız; kendinizi sakinleştirmek için olabilir ya da moda sokmak için olabilir, ritüelleriniz var mı?


Eren: Bazen var. Mesela açıp Spotify’dan frekans dinliyorum sadece, rahatlamak için bazen. Çünkü kafama çok hastalıklı düşünceler geliyor dışarıyla alakalı. Ama yani herkese gelen düşünceler, çok abartı düşüncelerden bahsetmiyorum. Bunlardan kurtulmak için, biraz daha rahatlamak için, kendimi ve herkesi sevebilecek biri gibi hissetmek için sadece frekans dinlediğim dönemler oluyor. Onun dışında çok farklı yaptığım bir ritüel yok. Çünkü o ritüele bel bağladığım zaman, o olmayınca kötü hissediyorum kendimi. Bazen de üç bardak viski içerim o kadar. Ritüelim budur.

Perspective: İnsan kendi sesini dinlemeyi sevmez. Siz ise bu durumla sürekli karşı karşıyasınız. Bir sanatçı olarak kendi sesinizi, kendi şarkılarınızı dinlemek nasıl bir his?


Eren: Şarkı olarak dinlemekte bir problem yok ama çıplak sesi dinlemek hâlâ biraz utandırıyor. Genel olarak herkeste böyle sanırım. Hatta geçenlerde R.E.M.’in içinde olduğu bir belgesel izlemiştim, bu belgeseli izlerken onun da Losing My Religion’ın çıplak vokalini dinlerken utandığını fark etmiştim. Ama aslında hiç utanılacak bir şey yok bence. O yüzden bu çok normal, doğal bir his sanırım.


Perspective: Yine kendi sesinizden gidelim: İç dünyanızı en iyi yansıtan şarkınız hangisi ve de hak ettiği değeri görmediğini düşündüğünüz bir parçanız var mı?


Eren: Aslında hepsi iç dünyamı yansıtıyor bence, farklı taraflarını yansıtıyorlar. İç dünyamı yansıtmayan veya yansıtmaya yaklaşmayan şarkılarımı yayınlamayı çok tercih etmiyorum. Sonrasında, evet, hak ettiği değeri göremediğini düşündüğüm parçalarım var. Ama belki de her şey hak ettiği yerdedir ya da hak ettiği yeri bulacaktır.


Perspective: Peki bize bir gününüzden bahseder misiniz? Neler yapıyorsunuz?


Eren: Çalışacağım zamanlar sabah kalkıyorum, kahve içiyorum, kahvaltı yapıyorum, ondan sonra stüdyoya gidip çalışmaya başlıyorum. 15.00 gibi stüdyoya gidiyorum, sonrasında gece 1'e, 2'ye kadar stüdyoda çalışıyorum. Çalışmayacağım zamanlarda sabah kalkıyorum yine kahve içiyorum, sonrasında Youtube’da oyun videoları izliyorum. Mesela en son "God of War" izledim. O sırada popüler olan ne oyun varsa onu izliyorum diyebilirim, bazen de dizi izliyorum. Genel olarak hayatım böyle geçiyor.


Perspective: Sosyal medya aslında günlük hayatınızda fazlasıyla yer alıyor. Burada takip ettiğiniz trendler var mı?


Eren: Çok aşırı trend takip etmiyorum. Sadece Instagram’da “dump” paylaşıyorum fazlaca. Bu bir trend ise evet, onu seviyorum. Onun dışında Twitter’ı çok fazla kullanıyordum, ama akıl sağlığıma çok iyi gelmediğini fark edip sadece bir şeyin haberini verecekken kullanıyorum artık. Bu kadar yani aslında. Daha fazla trend takip edebilirim belki ama artık çok da takip edemiyorum. Her şey çok hızlı akıyor.


Perspective: Peki son dönemde sizi çok etkileyen bir yapım, kitap ya da bir kültürel bir deneyim oldu mu?


Eren: Son bir aydır aşırı çalıştığım için çok fazla bir kültürel deneyim edinme fırsatım olmadı. Ama kitap olarak en son Julia Cameron’ın Sanatçının Yolu’nu okumuştum geçen ay. Biraz da işlevsel olarak okudum. Kitapta yazan ve benim uyguladığım şeyler hayatımda birtakım değişiklikler yarattı.


Perspective: Trendler ve deneyimler demişken günümüz dünya düzeniyle birlikte Türkiye’de de müziğin değiştiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de şu anda popüler olan "Türkçe Rap Drill" hakkında ne düşünüyorsunuz?


Eren: Tabii ki her türde olduğu gibi iyi işler de var kötüleri de var. Birazcık ortaya çıkan ürüne bakıp o ürün için ne kadar uğraşılmış, düşünülmüş, vakit harcanmış en azından bunları anlayabilecek kadar yetkin olduğumu düşünüyorum. En azından emek verilmiş olması benim için önemli, ekstra bir baharat katmışlarsa o ürüne, hoşuma gidiyor. Bu arada çok fazla önyargılı da değilim. Ama şu an zaten orası da bence bir değişim aşamasında. Şu an "Türkçe Rap Drill" eskisi kadar yüksek sıralarda değil. Yüksek sıralarda olduğu dönemde de iyi işler vardı, kötü işler de vardı. Şu anda da aynı şekilde.


Perspective: O zaman son sorumuz da aslında günlük rutinlerden, trendlerden kaçış ile ilgili olsun: Şu an taşınacak olsanız – başka bir ülkeye, şehre, kıtaya…- bu neresi olurdu?


Eren: Kafamda iki üç ihtimal var aslında. Çanakkale’ye taşınmak bunlardan bir tanesi. Çünkü burayı aslında seviyorum, ne kadar çok fazla sinir olduğum şey olsa da sevdiğim bir yer burası. Ama Türkiye’de olmasam olmak isteyeceğim yerler Amsterdam veya California’da bir yerler olabilirdi. Bu ikili yurt dışında en sevdiğim yerler.

37 görüntüleme
Daha Fazlası: 
bottom of page