Renkli, Kalabalık ve Neşeli: Uzak Doğu Festivalleri

“Hani geceleri Ortaköy’den denize doğru havaya atılan Dilek Fenerleri var ya, onların çok benzeri.”

Bambaşka tarihi dokular, bambaşka kültürler, bambaşka yemekler, içkiler, sanatlar, gösteriler… Evet sevgili okur, tabii ki festivallerinden bahsediyorum. Bir yerin kültürünü, dilini, tarihini ve insanlarını öğrenmek için festival zamanında gitmek kadar güzeli yok bence. Rio de Janeiro’da Rio Karnavalı, Valencia’da La Tomatina, Pamplona’da San Fermin Festivali, İtalya Ivrea’da Portakal Savaşı… Almanya’yı en iyi Oktoberfest’te yaşamayacaksın da ne zaman ülkenin her köşesini gitmiş gibi hissedeceksin mesela? Veya Brezilya’yı tepeden tırnağa gezmiş olsan bile Rio Karnavalına gitmeden Brezilya’yı ezberlediğini söyleyebilir misin? Dünyadaki festivaller bir yana, günümüzde en çok dikkat çeken ve en rengârenk festivaller Uzak Doğu’da toplanıyor. Sana bu yazıda bana en ilginç gelen ve en çok katılmak istediğim Uzak Doğu Festivallerinden bahsedeceğim sevgili okur.

Yazıyı okuduktan sonra hemen uçak bileti alıp gitmek isteyeceğin ülkelerden biri ilk olarak Tayland. Tayland’da birbirinden ilginç ve heyecan verici festivaller düzenleniyor. Öncelikle Tayland Songkran’dan bahsetmek gerek. Tayland yeni yılı Nisan’ın ortasına denk geliyor. Aslında bu festival yeni yılın eğlenceli bir şekilde kutlanması için gerçekleşiyor. Üç gün süren festivalde hem Tayland halkı hem de turistler birbirlerini su tabancaları ile ıslatarak kocaman ve çılgın bir su savaşı yapıyorlar. Çoğu festivalde olduğu gibi bu festivalin de arkasında dini bir anlam yatıyor aslında. Tayland kültürüne göre, birbirine su atmak günahlardan ve kötülüklerden arınmayı ve temizlenmeyi sağlıyor. Festivalin aynı zamanda yeni yılda mutluluk getireceğine inanılıyor. Ancak dini bir anlamı olması bütün dünyadan turistlerin gelip katılmasını engellemiyor. Öyle ki, Tayland Songkran “Dünyanın en büyük su savaşı” olarak adlandırılıyor.

Tayland festivallerinden bir diğeri olan Loy Krathong ise, ay takvimine göre genellikle Kasım ayında gerçekleşiyor. “Dünyanın en büyük su savaşı” değil belki, ama bu festival de ülkenin en görkemli festivalleri arasında yer alıyor. Krathong, muz ağacı gövdesinden yapılan ve güzel bir işçilikle şekillendirilip muz yaprakları, tütsüler, mumlar ve çiçeklerle süslenmiş bir fenerdir. Kısacası sevgili okur, hani geceleri Ortaköy’den denize doğru havaya atılan Dilek Fenerleri var ya, onların çok benzeri. “Loy” ise Tayca “su üzerinde süzülmek” anlamına gelir. Kasım ayında bütün Tayland halkı su kenarına gidiyor, bu fenerleri hep beraber gökyüzüne bırakıyor. Düşünsenize, yüzlerce insan aynı anda kapkaranlık bir gökyüzüne doğru dilek fenerleri bırakıyor… Öylesine büyüleyici, öylesine romantik bir görüntü olmalı ki...

Gelelim bir diğer Tayland festivaline. Dini içerikli Hayalet Festivali, animizm inancına dayanır. Bu inanca göre, insan ruhundan farklı, ancak benzer ruhların varlığı kabul edilir. Animizm felsefesine göre, canlı veya cansız her nesne bir ruh tarafından yönetilmektedir. Bu benzer ruhlardan en kabul edileni hayaletlerdir. Festivalin tarihi sabit olmamakla birlikte, genellikle Mart ve Temmuz ayları arasında gerçekleşir. Her sene değişmesinin sebebi ise tarihe Tayland’da bulunan medyumların karar vermesidir. Ancak festivalin süresi her zaman üç gündür. Ruhları andıran maskeler, değişik ve renkli şapkalar, hayaletler, kostümler… Aslında festivalin kökeni eski bir Budist hikâyesine dayanıyor. Hikâyeye göre bir gün Tayland halkı, sürgünde olan prenslerin geri dönüşü için kutlamalar düzenler, ancak yaptıkları gürültüyle bütün ölüleri uyandırırlar. Mezarlarından çıkan ölüler ise kutlamalara katılma kararı verirler. İşte bu hikâyeden dolayı çoğu katılımcı festivalde bir bakıma ölüleri de tekrar yaşatmak için hayalet ve ruh kostümleri giyiliyor.

Uzak Doğu festivallerinin içinde günümüzde ilgi çeken bir başka festival ise Japonya’da gerçekleşen Anime Festivali. Japonya’nın Nihonmatsu şehrinde yer alan bu festivalde halk din ile değil anime karakterleri ile buluşuyor. Her ne kadar Şintoizm inancına göre yapılsa da, bu festivalin amacı sadece tanrıyı eğlendirmekten geçmiyor. Bütün herkes anime karakterlerine bürünerek rengârenk sokaklar yaratıyor. Ancak benim en sevdiğim Japon festivali bu değil, tabii ki Kiraz Çiçekleri dönemindeki festivaller. Evet, belki bütün ülkeyi birleştiren, bangır bangır müzik çalan, tam anlamıyla bir festival olan bir festival değil, ancak ortaya o kadar hoş ve etkileyici bir görüntü çıkıyor ki. Her sene Mart ve Nisan aylarında açan bu çiçekler bütün aile ve arkadaşları dışarı çıkmaya ve piknik yapmaya davet ediyor sanki. Fotoğraflar o kadar huzur verici duruyor ki, gerçeğini görmek nasıl bir his çok merak ediyorum.

Bir Güney Kore festivali ise her yıl yaklaşık 2,5 milyon katılımcısı olan Boryeong Çamur Festivali. 1998 yılında ilk defa gerçekleşen bu festival, aslında çamur kozmetiklerinin kullanılmasının yaygınlaştırılmasını amaçlıyordu. Katılımcılar, yüksek mineral seviyesi, germanyum ve bentonit içeren çamuru Daecheon Plajında üzerlerine sürüyor. Ancak Temmuz ayında 2 hafta süren bu festival bambaşka imkânlar da sunuyor: “Çamur Kralı” yarışmaları, havai fişekler, dans partileri ve çamurlu kaydıraklar…

Gelelim başka bir ülkeye. Çin’in Harbin şehrinde, insanlar soğuktan donmak yerine faydalanmayı tercih ediyorlar. Öyle ki, en iyi günlerinde -13 dereceyle karşı karşıya kalan halk – hava -35 dereceye kadar düşebiliyor – evlere kapanmaktansa bunu kutlamaya çalışıyor. Ocak ve Şubat aylarında gerçekleşen Buz Festivalinde halk çeşitli buz heykelleri yaratıp yarışmalara katılıyor. İlginç bir bilgi, şimdiye kadar yapılmış en uzun buzdan heykel 48 metre yüksekliğinde olan Kristal Kale adında bir heykelmiş.

Dragon Teknesi Festivali, diğer adıyla Duanwu Festivali ise yine köklerini Çin’de buluyor. Ay takvimine göre beşinci ayın beşinci gününde gerçekleşen bu festival bu tarihinden dolayı “Çift Beşli Festivali” olarak da biliniyor. Yine geleneklere göre gerçekleşen bu festivalde insanların asıl amacı hastalıkları ve kötülükleri önlemek, sağlık ve iyilik yaymak. Yemek ve içki eşliğinde insanlar ecza çantaları ile uzun yürüyüşlere çıkıyor. Bu festivalin en ilginç yanlarından biri, saat tam 12.00’de oyunculardan biri bir yumurtayı dik tutmaya başardığı takdirde bir sene boyunca iyi şans kazanacağı inancıdır. Ancak festivalin asıl olayı bu değil, Dragon tekne yarışı. 80 kürekçiyi taşıyabilecek bu tekneler yarışmadan önce dini bir seremoni ile “hayata döndürülüyor” ve yarışmasın sonunda bayrağı ilk kapan takım kazanmış sayılıyor.

Pakistan’da gerçekleşen bir festival ise Uçurtma Festivali. Eğer Uçurtma Avcısını okuduysan veya izlediysen sevgili okur, bu festivalin varlığından haberdarsındır. Beş gün süren bu festival eski gelenekleri kutlamak isteyen binlerce uçurtma hayranını ışıl ışıl ilkbahar günlerinde buluşturuyor. Bu festivali çok ciddiye alan katılımcılar, söylenilenlere göre uçurtmanın ve iplerin kalitesi için epey para harcamaktan kaçınmıyor, kazanmak için delicesine rekabet ediyorlar.

En son bahsetmek istediğim festival ise doğa ile en iç içe olan Uzak Doğu Festivallerinden biri: Yağmur Ormanları Dünya Müzik Festivali, ya da İngilizce bilinen adıyla The Rainforest World Music Festival (RWMF). Bu festival Malezya’nın bir adası olan Borneo adasında müzik, doğa ve kültürü en güzel şekilde birleştirmeyi başarıyor. Üç gün süren bu festival dünyaca ünlü sanatçıların performanslarının yanı sıra atölyeler, etnik müzik dersleri ve küçük konserler ile katılanlara eşsiz bir deneyim yaşatıyor. Ana sahne büyük Borneo Ormanının ortasına kuruluyor, etrafını ise Malezya ve Asya mutfağını tanıtmak isteyen sayılamayacak kadar fazla yemek ve içki stantları kaplıyor. Kocaman ağaçlardan oluşan huzur verici bir ormanın tam ortasında gün içinde müzik ve kültür hakkında bir sürü şey öğren, akşam ise o müziğin tadını çıkar… Senden daha mutlusu olamaz herhalde.

En başında da dediğim gibi sevgili okur, dünyanın her köşesinde bir festival olabilir. Elbet hepsi birbirinden farklı ve neşelidir, ancak Uzak Doğu Festivallerini çekici kılan bambaşka bir şey var. Her bir tanesi başka bir kültür, başka bir din… Kutlama yapmak için türlü sebepler. Hepsinin ortak noktası ise büyük, kaotik derecede kalabalık ve unutulmaz olmaları. Dünyayı dolaşmak bir yana, dünyayı festivalden festivale giderek dolaşmak bambaşka ve tarif edilemez bir deneyim olmalı. Bırak Uzak Doğu Festivallerine gitmeyi, ben daha hiç Uzak Doğu’ya gitmedim. Ancak biliyorum ki, bir gün gittiğimde bir festival döneminde gideceğim. Ve umarım ki ömründe bir kere de olsa böyle bir festivale gitme şansı yakalarsın sevgili okur. Benden şimdilik bu kadar. Dediğim gibi, artık uçak bileti bakma zamanı!

Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club