Cesaret Kırıntıları

"Sanki karanlığın içinde huzur bulduğum o bölüm elimden çalınmış ve aydınlığın içindeki tek karanlık benmişim gibi hissetmeye başladım."

Onlarca kağıt eskittim ama hala başarılı olamadım, delirmeme ramak kaldı hissedebiliyorum. Evet evet bu yazıdan bahsediyorum hala bir sonuca ulaşamamış olmak kafayı yedirtiyor bana. Biliyorum denemem gerek, bir kez olsun takıntılarımdan uzaklaşıp kendimi olabildiğince saydam bir şekilde dışarıya yansıtmam gerek ama nasıl olur? Bir insan göz göre göre nasıl buna cüret eder? Sizi bilmem ama ben her zaman yazı yazamam hatta bazen bilerek yazmam çünkü korkarım benliğimden. Evet size ilginç gelecek bir cümle sarf ettiğimin farkındayım ama doğrusu bu. Ben kendinden korkan biriyim ve benliğimi sadece yazı yazarken hissedebilirim.

Yazdığım cümlelerin anlaşılıp anlaşılmadığına dair herhangi bir fikre sahip olamamam beni kahrediyor. İşte bu yüzden yazılarımı paylaşmayı sevmem insanlarla ve bu yüzden korkarım kendimi açığa çıkarmaktan. Yanlış anlaşılacağıma hiç anlaşılmasam daha iyi diye düşünür ve kaçarım herkesten. Hatta ben gündüzleri de sevmem çok fazla çünkü apaçık ortadadır her şey, herkes, her yüz... Bu yüzden geceleri yeğlerim yaşamak için. Sakın bana bu cümleyi gerçek anlamıyla anladığınızı söylemeyin eğer öyleyse başka bir şey ifade etmeye bile tenezzül edemem çünkü. İşte bundan bahsediyorum egomun gün yüzüne çıkması, karamsarlığımın bu denli belli olması; sanki gündüzleri yaşar gibiyim. Sanki karanlığın içinde huzur bulduğum o bölüm elimden çalınmış ve aydınlığın içindeki tek karanlık benmişim gibi hissetmeye başladım.

Biliyorum benden bekleyeceğiniz bir yazıyla karşılaşmıyorsunuz; yazıda çiçekler, böcekler değil karanlıklar, kasvetli havalar ağırlıkta. Hafif bir tebessüm belirdi şu an yüzümde, bunu yazmadan açıklayamazdım size, yapacak bir şey yok. İçinizden herhangi bir bütünlüğe sahip olmayan, anlam kaymalarının haddinden fazla olduğu tutarsız bir yazı diye geçiriyor olabilirsiniz ama n'apalım beğenip beğenmemenizden öte rahatlayıp rahatlamadığıma dikkat ederim ben. Eğer bu yazıyı sonuca ulaştıracak gücü benliğimde hisseder ve fakr-u zaruret içinden çırpınmaktansa yek katre olana kadar size kendimi anlatabilirsem kendi karanlığıma dönüp eski huzuruma tekrar kavuşacağım ve hem siz hem de ben rahatlamış olacağız.

Paragraflara ayırdığıma bakmayın, böyle yazmamın tek sebebi aralarda derin bir nefes alıp bir paragraf bitinceye kadar gözlerimi ayırmadan yazmaya devam etmemden başka hiçbir şey değil. Evet bu yazıyı da yırtıp atasım var çünkü ne yazdığıma dair en ufak bir fikrim bile yok. Bu arada size söylemeyi unuttum, ben yazdığım yazılarımı okumam daha doğrusu okuyamam. Bu yüzden hata yaptıysam veya sizi kızdıracak bir şey yazdıysam yapacak bir şey yok.

Önceden çok daha fazla yazardım; her an, her saniye elimde kalemle gezer ve aklıma gelen her şeyi kağıda aktarırdım ama ne demişler ''Ne kadar yeni sayfa açsak da kağıtta, eski sayfadaki mürekkebin izi barınır orada da''. Yukarıda söyledim mi bilmiyorum ama ben kağıda benliğini aktaran bir varlık olduğum için eski sayfalardaki hislerim yeni sayfalara karışınca rahatsız oldum ve kendimce sebeplerden dolayı geçmişe dönük bir yazım kalmayana kadar yok ettim hepsini. Benliğimi eskisi gibi sineme hapsettim ama bir zaman sonra tekrar karalamaya başladım ve biraz daha deşarj olmak için çabaladım. Ne yalan söyleyeyim olmadım da değil binaenaleyh siz de yazın; aklınıza ne gelirse, kusursuzluk ideolojinizi, insanların ne söyleyeceğini bir kenara bırakıp utanmadan sıkılmadan anlatın kendinizi dökün kağıda ve rahatlamaya başlayın çünkü herkes bıkar bazen etrafından, sorumluluklarından.

Ben küçükken bir hikaye kitabı yazmıştım ve bana korkunç gelen tüm canavarları o kitabın içinde yenip kahraman olmuştum, bunu neden anlattım biliyor musunuz? Çünkü şu an yazdığım yazılarda da korktuğum şeyleri yenmeye çalışıyorum ve işin ilginç tarafı yazılarımda sadece benim bulunmam. Umarım kafanız karışmamıştır bu cümleden, açıklamak istemiyorum daha doğrusu üşendim açıklamaya bu yüzden burayı size bırakacağım; belki ne demek istediğimi kendi iç dünyanıza göre yorumlar ve benim çıkardığım dersi kendinize göre harmanlayıp kendinizde sevmediğiniz tarafları bu şekilde bertaraf edersiniz. Şu an görmüş geçirmiş denilen insanlar gibi konuştuğumun ve gittikçe monotonlaşan bir kısır döngünün içine girdiğimin farkındayım, tahminimce siz de “Hala ne saçmalıyor bu!” diye düşünmeye başlamışsınızdır ama her ne kadar görmüş geçirmiş biri olmasam da yazı yazmayı seven biriyim ve eğer size yazı yazmanızı tavsiye ediyorsam bilin ki bu çok içten bir tavsiyedir. Şu an karaladığım bu kelime dizileri bencilliğimin hat safhaya ulaştığı yer olan yazılarımda size bir yer ayırdığım anlamına gelir. İlk defa özür dilemek geldi içimden, yazı yazarken gerçekten egoist hatta megolaman biri olabilirim bu yüzden kalbinizi kırıyorsam eğer kusuruma bakmayın. Kafayı yemek üzereyim çünkü yine derdimi anlatamadığımı düşünüyorum kısaca şöyle toparlayayım o zaman: Yazılarım benim için çok özeldir ve yazılarımda benden başka kimse kolay kolay bulunamaz ama bu yazım biraz farklı bir konsepte olduğu için ufacık bir bölümünde dahi olsa sizin için birkaç kelam etmeye çalıştım. Bu seferlik benden bu kadar bir daha görüşüp görüşemeyeceğimizi bilmiyorum ama son satıra kadar geldiyseniz ve ben kendimi size yeterince açık bir şekilde ifade edebildiysem ne mutlu bana.

İyi geceler!

Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club