Aşkın ve Komedinin Kadını: Nilgün Belgün

13/9/2020

Nilgün Belgün’ü tartışmasız herkesin aklında neşesi, sempatikliği ve içtenliğiyle kalıyor. Tek kişilik oyunu “Nilgün Belgün’le Aşk ve Komedi” de bu eğlenceli hayatın ta kendisini sunuyor bize. İşte karşınızda Nilgün Belgün!

 

 

Perspective: İlk olarak aile hayatınızla başlamak istiyoruz. Çocukluğunuz Büyükada’da, geniş bir aile ortamında geçti. Bize biraz o yıllardan bahseder misiniz? Bu yılların oyunculuğu seçmenizde etkisi var mı?

 

Nilgün Belgün: Büyükada’nın çok güzel bir mozaiğinde büyüdüm ben. Rum, Ermeni, Musevi, Müslüman, … Hepimizin çok kardeşçe, birbirimizi severek büyüdüğümüz bir ortamdı. Hatta benim bu kadar enerjik ve pozitif olmamın sebebini sorduklarında, o yaşadığım renkli mozaiğe borçlu olduğumu söylüyorum.  Bu mozaiğin yanında tabii ki ailemin çağdaş bir aile olması, bütün çocukluğumun annemin beni götürdüğü çocuk oyunlarında geçmesi, daha sonraları büyüdükçe büyük oyunlarına gitmem; beni tiyatroculuğa iten şeyler oldu. Ayrıca o dönem tiyatrolar çok önemliydi. Tiyatroların şimdiki durumu da iyi ama o dönem, özellikle halk tarafından daha çok önem veriliyordu. Tiyatrolara şapkalar takılıp kürkler giyilip gidilirdi. Anlayacağınız çok değer verilirdi. O zamanlar ben bu tiyatrolara gide gele tiyatro oyuncusu olmayı istedim. O dönem beğendiğim aktörler, aktrisler de vardı. Onlara da öykündüm ve böylece konservatuara girmeye karar verdim. 

Zaten konservatuar sınavına da Büyükada’dan gittim. Konservatuara girerken beni Yıldız Kenter, imtihana tabi tuttu. Onun sınavından geçtikten sonra da kendisi hocam oldu. 

 

P: Sanat kariyerinize Devekuşu Kabare ile başladığınızı biliyoruz. Bize biraz bu büyük başlangıçtan bahseder misiniz? Kabare yıllarınız nasıl geçti?

 

NB: Konservatuarın son yıllarına doğru Yıldız Hoca: “Gel bende çalış, caniko!” demişti. Aynı zamanda Devekuşu ekibinden de teklif gelmişti. Ben kabareyi seçtim. Böylece kariyerime 1976 yılında, Devekuşu Kabare’nin Haneler isimli oyunuyla başladım. Haldun Taner’in yazdığı çok güzel bir kabare oyunuydu. O dönem başrolü oynayan Ayşen Guruda, çocuğuna bakması gerektiği için oyundan ayrılmıştı ve onun rollerini ben devraldım. Dolayısıyla ben başrolle kariyerime başlamış oldum. Bu benim için büyük bir şanstı. Hani derler ya “Bayrak tuttum.”, “Arkada durdum.”. Benim hiç öyle durumlarım olamadı; hiç figüran olamadım. Kabareyi seçmem hayatımda bir dönüm noktası oldu. Sonuç olarak eğer Kenterlerde oynasaydım daha dramatik rolleri üstlenen bir oyuncu olacaktım. Ama kabarede başlayıp devamında Ali Poyrazoğlu’yla devam edince tam anlamıyla bir komedi oyuncusuna dönüştüm.  

 

P: Kabareden sonra bir çok usta ismin tiyatrolarında da çalıştınız. Bu kadar büyük isimlerle çalışmak sizin için ne ifade ediyor. Unutamadığınız anılarınız elbette vardır, bizimle paylaşmak ister misiniz? 

 

NB: Ali Poyrazoğlu, Haldun Dormen, Müjdat Gezen, Metin Serezli,… Çok önemli aktörlerle çalıştım ve benim ustalarım oldular. Benim için gerçekten büyük bir şanstı, o ustalarla çalışmak. Zaten hangi isimle çalıştıysam tiyatrolarında da yer aldım. Kabareden sonra Levent Kırca ve Ali Poyrazoğlu’yla uzun seneler çalıştım. Ardından Dormen Tiyatrosu’yla on yıl kadar çalışma fırsatı yakaladım. Sonrasında Gencay Gür’ün tiyatrosuna geçtim. Tabii ki çok fazla anı biriktirdim ama o ustalardan aldığım feyz, benim için daha değerli. Sonuçta konservatuar mezunu olmak yetmiyor. Ustalarla çalışıp onlardan öğrenmek, onlardan feyz almak, onlarla yola çıkmak çok farklı. 

 

P: Oyunculuk hayatınıza tiyatro sahnesinde başlasanız da kamera önünde de birçok başarılı yapıta imza attınız. Kamera önüne geçişiniz nasıl oldu? 

 

NB: Ekranda birçok unutulmaz işe imza atma fırsatı yakaladım. Sizin jenerasyonunuz beni daha çok Yabancı Damat ile tanırken sizden öncekiler Çiçek Taksi, onların abileri-ablaları ise Çingeneler dizisi ile hatırlıyorlar. Televizyonda ve tiyatroda çok kemikleşmiş bir seyircim var. Tiyatroda yıllarca verdiğim emeğin karşılığında, şu an beni alkışlayan bir seyirci kitlem oluştu. Televizyonda da aynı şekilde. Mesela sizler çocukluğunuzda izliyorsunuz, büyüdükçe beni görerek takip ediyorsunuz. Şu an tiyatrolarıma gelen küçük çocuklar için “Onlar beni nasıl tanıyabilir ki?” diye düşünürken eskiden oynadığımız diziler hala izlendiği için böyle bir dönüş alıyoruz aslında. Ben hiçbir zaman televizyona “Aman şöhret olurum, ne paralar kazanırım!” diye başlamadım. Zaten tiyatromdan da hiçbir zaman vazgeçmedim. Hatta çok iyi paralar kazandığım bir işten de tiyatro yapmayı tercih ettiğim için kovuldum. Bence buradaki en önemli nokta:  İster televizyon olsun ister tiyatro, bir ışığınız varsa her yerden çıkabiliyorsunuz. Her yerde tanınabilirsiniz. Bu bir ışıktır. Geçenlerde kızım: “Anne ikimiz fotoğraf çekiliyoruz, sen bir farklı çıkıyorsun.”diyor. Bir ışığın varsa mutlaka ve mutlaka hayatın herhangi bir noktasından ortaya çıkarsın. Hiç merak etme!

 

 

P: Kendi sanatınızı ve sanat hayatınızı bir üst kademeye taşımak için yapmak istediğiniz bir şey var mı? Farklı olarak yapmak istediğiniz bir şey?

 

NB: Ben şu anda sanatımın en üst seviyesindeyim. Neden derseniz, ben tek kişilik bir gösteri yapıyorum. Tek kişilik iş, bu dünyanın en zor işi. Tek başına seyirci bulmak, tek başına salonları doldurmak gerçekten çok zor bir iş. Üstüne üstlük bunu yapan tek kadınım. Ben zaten sahnede oyunculuktan öte bir şov yapıyorum. Bunu yapan gördüğüm kadarıyla bir Cem Yılmaz bir Ata Demirel var. Kadın hiç yok! Gerçekten kolektif tiyatro işi başka, bu tamamen başka. Bu yüzden ben kendimi en üst mertebede görüyorum zaten. Bir yere gelmek, tabii zor ama orada durabilmek daha da zor. Ben bu oyunu yedi yıldır oynadığım için artık masaya vurabiliyorum (Gülüyor) ve açıkçası “Bu saatten sonra bunun üzerine ne koyabilirim?” diye de çok düşünüyorum. Çıtayı başta kendim için olmak üzere baya yükselttim bu nedenle hiçbir şeyde gözüm yok şu an.

 

P: Birçok sanatçı kimliğiniz var: Oyuncu, şarkıcı, yazar,… Peki siz kendi sanatçı kimliğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

 

NB: Ben tam bir tiyatro oyuncusuyum. Bir tiyatro oyuncusu nasıl olması gerekiyorsa öyleyim. Zaten Avrupa’ya baktığımızda oradaki tiyatro okullarında da oyuncular; tam bir oyuncu, tam bir şarkıcı ve tam bir dansçı olarak yetişiyorlar. O yüzden benim bu gösterimde şarkı söylemem, dans etmem benim bir şarkıcı veya bir dansçı olduğumu göstermez. Ben oyunculuğumun gereğini yapıyorum. Gerekleri bunlardır ve ben bunları becerebiliyorum. Mesela dans yarışmasına katıldım dansı öğrendim. Şarkıcılığın zaten Tiyatro ve Şan bölümünde okuduğum için eğitimini aldım, ne kadar sonra şana devam etmesem de. Yani ben kendime çok yatırım yaptım. Uzun yıllar hep kendim için uğraştım. Hala da onun peşindeyim zaten. 

 

P: Her zaman sizi mutlu, tamamen pozitif ve enerjik görüyoruz. Peki iş hayatınızda da böyle misiniz? Kurallarınız var mıdır?

 

NB: Elbette var! İşimde fazlasıyla otoriterim ve işimin çok iyi yapılmasını isterim. Ben nasıl sahneye çıkıp seyirciyi mutlu ediyorsam sahne arkasında da ben mutlu edilmek isterim. Burada “Aman, Nilgün Hanım” şeklinde pohpohlanmaktan bahsetmiyorum. Işığı ışıkçının iyi ayarlamasından, organizatörümün her şeyi düzenli ilerletmesinden, dekorumu kuran kişilerin hata yapmamasından, dansçımın koreografisine hakim olmasından bahsediyorum.  Zaten küçük bir ekiple çalışıyorum şu an, toplasan beş kişiyiz. Ama bu beş kişinin beşinin de işini iyi yapmasından bahsediyorum. Ben seyirciye tam anlamıyla hazır bir şekilde çıkıp burada görevimi iyi yapmak istiyorum, diiğer ayrıntılarla ilgilenmek istemiyorum. Onun için şu an ekibimden de çok mutluyum, uzun yıllardır beraber çalışıyoruz. Artık ben onları biliyorum, onlar beni biliyor; kimse kimseyi üzüyor. Benim sadece işimde biraz stresim var, en iyisi olsun diye. Onun dışında mutlu ve eğlenceli geçiyor sahne arkamız da. Zaten hayata ben böyle bakıyorum. Ben stres altında yaşayamam, benim mutlu olmam gerekiyor. 

 

P: Her konuşmanızda, yazınızda ve oyununuzda dilinizden düşmeyen tek bir kelime var: Aşk. Sizin için aşk tam olarak neyi tanımlıyor? 

 

NB: Benim için aşk çok özel bir duygu ve bence aşk anlatılmaz. Aşk karşınıza çıkar ve yaşarsınız. Bu kadar! Aşkı en güzel şekilde, yaşadığın zaman anlarsın. Herkesle yaşadığın aşk da farklıdır zaten. Her kişiye özeldir, tek çeşitli değildir. Aşk çok yüce bir duygudur. Zaten hayatınızdaki iyi ya da kötü en büyük tecrübeleri de aşk sayesinde edinirsiniz. Başka hiçbir şey size bu kadar tecrübe katmaz. Aşk sizin dünyanızı zenginleştirir. İyisi kötüsü, mutlusu mutsuzu hiç fark etmez. 

 

P: Son olarak sizden dergimiz okurları için bir tavsiye istesek… 

 

NB: Mutlu olmayı seçin. Kendinizi nasıl mutlu hissediyorsanız öyle yaşamaya gayret edin. Ruh sağlığı ve mutluluk insanın yaşamı için çok değerli. Seçtiğiniz meslek, sizi mutlu etmeli. Çünkü ne kadar mutlu olursanız, mesleğinizde de o kadar başarılı olursunuz. Önünüze bir hedef koyun ve çok çalışın. Çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Sevgiyle, aşkla, ruhla çalışmak gerekiyor. Bu nedenle mutluluk birinci hedeftir bence. 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Tarihten Bir Leke: Diktatörler

19/09/2020

Sinemanın Provokatif Ruhu: David Lynch

16/09/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club