Öğütlerle Değişim

26/8/2020

Kişinin bakış açısıyla şekillenen değişimle ilgili karmaşık düşüncelerimi biraz da olsun toparlayabilmek, sonrasında da elimden geldiğince aktarabilmek için tarih boyu insanlığın düşünce dünyasını belirli şekillerde etkilemiş ustaların sözleriyle yola çıktım.

 

Değişim… Özellikle bulunduğumuz çağın en önemli konusu olabilir. Her şeyin değişmeye mahkum olduğunun çoğumuz farkındayız fakat bakılan pencereye göre ‘’cennetin dibi’’ de olabilir ‘’cehenneme övgü’’ de. Bir gün hayatımızdaki küçücük bir değişim için bile yalvarırken, diğer gün beraberinde getirdiği duygularla başa çıkmak bizi yavaşça bitiriyor. Kişinin bakış açısıyla şekillenen bu olguyla ilgili karmaşık düşüncelerimi biraz da olsun toparlayabilmek, sonrasında da elimden geldiğince aktarabilmek için tarih boyu insanlığın düşünce dünyasını belirli şekillerde etkilemiş ustaların sözleriyle yola çıktım.

 

 

‘’Tanıdığım en mantıklı kişi benim terzimdir; Beni gördüğü her sefer ölçülerimi tekrar alır. Diğerleri önceki ölçüleri ile devam eder ve benim ona uygun olmamı bekler.’’ -Bernard Shaw

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi ünlü oyun yazarı ve aktivist Bernard Shaw yaşamı boyunca birçok eserinde değişimi ele almış biri, fakat benim en sevdiğim sözü insan ilişkilerindeki yegane problemi anlatandır. Asla değişmeyen beklentilerimiz ve sevdiklerimizin bir türlü kabul edemediğimiz değişimleri… Daha da kötüsü, belki de değişmemiş olmaları, bizim onları tanıyamamış olmamız veyahut bizim değişmiş olmamız. Shaw’un da belirttiği gibi, insanları kafamızda bir daireye yerleştiriyor ve o dairenin dışına çıktıkları an onları değişmekle, artık ‘’o’’ kişi olmamakla suçluyoruz. ‘’Sen çok değiştin.’’ ‘’Artık tanıdığım insan değilsin!’’ ve daha niceleri… Fakat ya sıkıntı bizdeyse? Ya biz onları en başta kısıtlayarak hataya düştüysek? Bir bakıma insanları kendi beklentilerimizle hapsediyoruz. Bir insanın sizin gözünüzdeki gibi hep aynı figür olarak kalmasını beklemek, kendinize güvenli bir liman aramak değil midir? Bir gemiyi liman olarak görmek ne kadar doğrudur? Açık konuşmak gerekirse, bu hatayı sıklıkla yapan biri olarak söyleyebilirim ki, sanırım en mantıklısı, insan ilişkileri için en hayırlısı her seferinde usanmadan, bıkmadan o ölçüleri yeniden almak. Birini suçlamak çok daha kolay olabilir, fakat onu anlayıp kabullenmenin bizi daha çabuk huzura kavuşturacağı kesin.

 

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.” - Mevlana

Mevlana’nın en çok bilinen ve kendimce en anlamlı sözlerinden biri tabii ki evrenin muhteşem düzeninin bir parçası olan değişim hakkında. Hiçlikte bile kainatın güzelliğini bulmaya kendini adamış Celaddiin-i Rumi’nin bir başka amacı da onu takip edenleri ‘’güzel olan yola’’ şevklendirmekti. Değişimi bağrında bulunduran bu amacın getirdiklerini bugün bile görebildiğimizi düşünürsek, belki de kendisine kulak vermeliyiz. Çoğumuzun benzer olma korkusuyla yaşadığı ve ulaşılamazı isteme hastalığına kapıldığı bu yüzyılda evrensel bir etki yaratmak en zoru, fakat Mevlana bize bunun en kolay yolunu gösteriyor: Kendini değiştirmek. Kendini bir tutan bireyin değişim çağrısına dünya neden kulak assın ki? Bir insana ne çıkacağını göstermeden ona bir tohum verirseniz, ekmeye ne kadar meyilli olacaktır? Bir de şu açıdan bakalım: Birine kendi içinize ektiğiniz değişim tohumlarının meyvesinden ikram etseniz? Her şeyin biraz daha farklı ilerleyeceğine eminim. Dünya etrafımızda dönmüyor olabilir fakat biz dünyayla beraber dönüyoruz. Onu durdurmaya çalışmak yerine, ilk önce kendimiz durup bir düşünsek belki her şey çok, çok daha farklı olabilir.

 

“Bir şeyi, ancak seni değiştirmesine izin verdiğin ölçüde değiştirebilirsin.” -Tayfun Topaloğlu

Sıcakla soğuğun birbiriyle iletişime geçtiğini düşünelim: Yavaşça birbirlerini sarmaladıklarını, bir olduklarını. Eşit derecede de olsalar, biri diğerine üstün de gelse; ikisi de birbirini etkiler. Her ikisi de sıcaklığını biraz da olsa değiştirir; belki biraz ısınır, belki biraz soğur. Birine ne kadar yakınlaşırsak aramızdaki mesafe o kadar daralır, yani aslında o da bize bir o kadar yaklamış olur; istese de, istemese de. Bu basit matematiği yazmamın sebebi maneviyatta da fizik kurallarının bir bakıma işliyor olduğunu anlatmaya çalışmamdandır.  Bir şeyi değiştirmek için onun içine doğru bir yolculuğa çıkmamız gerek ve yerini aldığımız şey elbette ki bizi sarmalayacak. Belki ilk başta fark etmeyeceğiz, sonrasında reddedeceğiz fakat gerçek apaçık ortada olacak: Değiştirdiğimiz kadar değiştik de. Bu yüzden tehlikeli bir kumar bu, ama ortaya neyi koyacağımız, neyi istediğimiz çok önemli. ‘’Gerçekten değer mi?’’ bizi geride tutmamalı, fakat bu dikkatli olunması gereken yolda arada sırada kendimize hatırlatmamız gereken bir soru olarak da kalmalı sanırım. 

 

“Hiç kimse değişime karşı değildir; yeter ki ucu kendisine dokunmasın.” -Ahmet Hamdi Tanpınar

Türk Edebiyatı’nın kanımca yapı taşlarından olan Tanpınar’ın bu sözü aslında Topaloğlu’nunki ile bağlantılı. Değiştirmek için değişmesi gerektiğini anlayan birey, rahatlığından feragat etme korkusuyla olabilecek her değişimi, sağlayabileceği her iyiliği veya kötülüğü reddediyor. İşte burada değişimin en büyük düşmanlarından biri çıkıyor karşımıza: Bencillik! Hem de en yakın arkadaşıyla beraber… Korku. Bazen sırf birinden, bazen ikisinden dolayı birey kendisinin ve çevresinin değişimini kabul edemiyor, çünkü biliyor ki alıştığı hayat orada. Evet, belki en iyisi değil onun için, hatta belki en kötüsü! Fakat korku bilinmeyeni en kötüden bile kötü gösterebilecek güce sahip, ve değişimden bilinmeyen ne olabilir ki? Canımızı yaksa da, zorlansak da, hatta nefret etsek, tiksinsek de bilindik bizim, onu tanıyoruz. Peki ya değişimle gelecek olan? Hayır yani, tamam çok iyi olabilir de, çok daha kötü de olabilir! Sonuçta insanız, korkuyoruz.

 

Bu edebi yolculukta karar verebildiğim tek şey var, o da şu: kendi hayatımız dışında hiçbir şey bizim elimizde değil ve değişim de tam olarak orada, merkezde olmalı. Kaçınılamayacak olandan kaçmamalı, imkansız olana ilk adımla ulaşmayı beklememeliyiz. Evreni değiştirmek için içimizde olanı değiştirmeliyiz ilk: yani kendimizi.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Tarihten Bir Leke: Diktatörler

19/09/2020

Sinemanın Provokatif Ruhu: David Lynch

16/09/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club