Toplumsallık Sanatı

25/7/2020

"Sanat, tarihin bugüne taşımakta yetersiz kaldığı toplumsal hafızayı, duygular aracılığıyla taşıyabilir. Sanat ile harekete geçen duyular da sosyal değişim için bize ilham kaynağı olur..."

 

 

Yaşamı boyunca sanatsal bir algı geliştiren, sanat yapabilen ve sanattan zevk alan tek canlılarız. Belki beyinsel gelişimin bir parçası olarak, bu yetimizin varlığını, tamamen fizyolojik sebeplere borçluyuz. Fakat, yine de sanatın insan ırkının ve sosyal yapısının bu denli bir parçası haline gelmesini yalnızca bu fiziksel neden ile açıklayamayız. Bize, tüm duyularımızı harekete geçirebilen bu etkinliği yaptıran başka motivasyonlar da olmalı. Sanatın vermek istediği mesajlar, yaymak istediği akımlar, dokunmak istediği hayatlar, değiştirmek istediği toplumlar olmalı. Peki “sanat” gerçekten bu güce sahip mi, sanat dünyayı değiştirebilir veya toplumsal dönüşümler yaratabilir mi?


Sanatın varlığının ilk zamanlarından bugüne sadece sanatın kendisi değil, sanatı icra eden toplum da değişti ve hala değişmekte. 17000 yıl öncesine ait Lascaux mağarasının duvarlarına resmedilmiş hayvan figürleri ile 1964’te Norman Rockwell’in yaptığı “The Problem We All Live With” adlı eserinin yapılma motivasyonlarının aynı ve hatta benzer olmasını bekleyemeyiz. Öte yandan, Tolstoy’un “Sanat Nedir?” kitabında tanımladığı gibi sanat insanın insanla ilişki kurma yollarından biri. Başka bir deyişle sanat, bir aktarım yapma amacı güder. Bu bakımdan genel çerçevede bakıldığında Lascaux Mağara resimleri ile Rocwell’in tablosu benzer bir etkileşimi hedefler. Bu eserlerden biri belki de sadece küçük bir topluluğa bir hikaye anlatma hatta uyarı mesajı vermeyi amaçlarken; diğeri Afroamerikan Sivil Haklar Hareketinin ikonik bir resmi olmayı bile başarmıştır.

 

Sanatın bu etkiyi sağlama gücü, güzelliğinden, derinliğinden veya açıklığından geliyor olabilir. Fakat, bunun yanında, sanatın ortaya çıkışından beri, içinde olduğu toplumlardan kopuk var olamaması da sanatın uzun zamanlardır sosyal dönüşümde etkili olmasını sağlayan unsurlardan. Toplumsal yapıdan ayrılamayan sanatın aynı zamanda “gerçeklik” ten de tamamen kopmasını düşünemeyiz. Platon ve Aristoteles'in “mimesis” kavramına göre, sanat gerçek dünyanın bir taklidi. Bu yüzden de sosyo ekonomik koşullar, toplumsal normlar, sosyal problemler ve politik içeriğin toplumun kaçınılmaz parametreleri olması da sanatın salt sanatsal üretim olarak ortaya çıkmasını engeller. Burada güzel olan sanatçının düşündüklerini olduğu gibi yansıtma çabasının yerine “artistik gerçeklik” ile topluma yaklaşma çabasının olması. Sanatın aslında insanlığın bu kadar güçlü bir aracı olması, bazen de sanatın gerçek dünyayı taklit etme başarısından çok, bizim sanatı algılayış biçimimizin bir taklidi olarak gerçek dünyayı algılamamızı sağlar.


Sanat ve toplum öylesine bir karşılıklı etkileşim yaşar ki, hem toplum dönüştükçe sanat değişir, hem de sanat yaşamaya devam ettikçe toplumu dönüştürmeyi başarabilir. Tarih boyunca da sanatın bu gücü iyi veya kötü amaçlarla kullanıldı. Nazi Almanya’sında, Hitler, Nazi ideolojisine uymayan hiçbir sanat eserinin yayınlanmasına, sergilenmesine veya gösterilmesine izin vermedi. Bu demek oluyor ki modern ve soyut sanat ve Alman stereo tipinden uzak her türlü insan figürünün gösterilmesi yasaktı. Stalin Rusya'sında da benzer bir şekilde sanatın etkisi kullanılıyordu. Mutlu köylüler ve işçiler Stalin ile birlikte resmedilmişti. Bununla beraber birçok resimde de Stalin, tanrıya benzer bir şekilde gösterilmekteydi. Yine Almanya’da da olduğu gibi devletin gücünü ve ihtişamını göstermeyi amaçlayan devasa mimari eserler yapılıyordu. Baskıcı rejimlerin sanatın gücünü kullanarak halkları kontrol altında tutma çabasının yanında, savaşın ve baskıcı politikaların sanatsal olarak yansıtılma çabası da tarihte birçok örneğe sahip. Bunlardan en bilineni ve en etkilisi şüphesiz Picasso’nun Guernica eseri. İspanya İç Savaşı sırasında 1937’de İspanya’nın Guernica şehrinin gece bombalanmasının resmedildiği tablo savaş karşıtı hareketlerin o dönemin en önemli simgelerinden biri haline geldi. Kendisi sanatı, politik bir araç olarak gören Picasso da yaptığı eserin vahşet dolu konusundan oldukça etkilenmişti. 20. Yüzyılın en önemli tablolarından biri ve en politik sanat eseri olarak görülen Guernica, aynı zamanda bir sanat eserinin politik yansımaları gösterme ve toplumsal mesaj verme gücünün de temsil ediyor. Picasso, “sanatçı kimdir?” sorusuna da şu cevabı verir; Sanatçı dünyada meydana gelen, yürekler acısı, tutkulu ya da hoş şeylerin sürekli farkında olan, kendilerini resimlerinde şekillendiren, politik bir varlıktır. Resim, daireleri dekore etmek için yapılmaz. Bu bir savaş aracıdır.


Başka bir çarpıcı sanatsal etki, Avustralya'nın aborjin topluluklarında görülmüştür. Avustralyalı aborjinal sanat eserleri birçok jenerasyon ötesine dayanır. Bu sanat eserleri, jenerasyonlar arasında bilgi aktarımı sağlamak adına kutsal bilgi kaynakları olarak ortaya çıkmışlardır. Çoğu aborjin yerinden edildi ve dilleri dahi yok olmaya yüz tuttu, buna rağmen sanat eserleri bugün hala Avustralya tarihinin güçlü kaynaklarından sayılır. Aborjinlerin toplumsal bilgi aktarımı sağlayan sanatı bugün bile modern sanat konsepti ve tarzını etkilemeyi sürdürür.

 

İlham veren, geniş seyirciler arasında yankı uyandıran ve güçlü mesajlar taşıyan sanat eserlerinin yanında, bir sanat akımının tamamı da toplumsal dönüşüm sağlayabilir. Bu sebepten, sanat tarihi boyunca birçok sanat hareketi bir şekilde toplumu değiştirmeyi denemiştir. Örneğin, Dada sanatçıları, Birinci Dünya Savaşının dehşetine verilebilecek tek tepki olarak, günlük hayatın saçmalığını ve absürtlüğünü destekleyen sanat yapmıştır. Fluxus sanatçıları, uluslararası sanatçılar ağı ile sanatta devrimsel nitelikte gelgitleri desteklemeyi, yaşayan sanatı ve anti-sanatı teşvik etmeyi istediler. Situationist International gibi gruplar 1968’in devrimci Paris olaylarında, sanatçılar, tüketiciler ve üretim araçları arasındaki bölünmeleri açığa vurarak büyük bir rol oynadılar.


Bu sanat hareketleri ve grupları, sanatın direkt eylemler ile siyasi ve sosyal meseleleri ele alan protesto formunda olabileceğinin bir kanıtı olarak görülebilir.


Toplumu değiştiren sanatçıların, sanat eserlerinin, sanat akımlarının, sanatsal ortamların hepsinin ortak özelliği, bakışımızı genişletmesi, farklı duygular yaşatması ve düşündürmesi diyebiliriz. Sanat ile bize dokunmayan, uzak, başkalarına ait problemler veya global sorunlarla temas kurarız, toplumsal sorumluluk hissi duyarız ve kendimizi toplumun parçası olarak görürüz. Sanat bazen de politik veya sosyal haksızlığa uğrayanlar için kendi kendimize çıkaramadığımız sesimiz, haykırışımız olur. Farklı kitleler, aynı resme bakar, farklı algılar ama aynı duyguları hisseder. Böylece çok geniş seyirci kitlelerine ulaşan sanat ile bu kitlelerin ortak algıları oluşur. Bu da sanatın sosyal ve toplumsal dönüşüm gücünün kanıtı olabilir. Her zaman aktivist ve politik sanat kadar sert etkilere sahip olmasa da sanatın duygulara dokunan yanı bile toplumun bir kesiminin düşüncelerinin değişmesini sağlayabilir.

 

Picasso’nun Guernica’sı, Berlin duvarındaki The Kiss, Banksy’nin “Flower Thrower” grafitisi gibi
eserler sanat tarihine ve sanatın politik, toplumsal, sosyal değişim süreçlerine oldukça fazla etki
etmiştir. Sonuç olarak da toplum değiştikçe, politik, sosyal, global meseleler her zaman dünyamızın bir parçası oldukça, sanatın toplumsal etkisi artacak ve eğer biz bu etkiyi yadsımazsak da belki de “sanat” en güzel değişimlerin sebebi olacaktır.

 

--

 

KAYNAKÇA:
https://www.widewalls.ch/political-art/flower-thrower/
https://themissingslate.com/2014/11/13/art-as-protest-art-as-revolution/
https://www.tate.org.uk/art/tate-exchange/can-art-change-society
https://www.theoryofknowledge.net/areas-of-knowledge/the-arts/what-is-the-relationship-between-
art-and-society/

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

İlk Gördüğümüz Andan Bile Güzel: Yüksek Sadakat

02/08/2020

Çağımızın Hastalığı: Oblomovluk

01/08/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club