Podyumdaki Değişim

22/7/2020

 Yıllardan 1999. Yer Alexander McQueen İlkbahar/Yaz defilesi. Yeni bir dönemin kapıları açılmak üzere. Ama seyircilerin hiçbir şeyden haberi yok. Bir manken, beyaz düz bir elbise ile süzülerek bir platformun üzerine çıkıyor ve platform dönmeye başlıyor. Manken hareket ettikçe iki yanından birer robot kol havaya kalkıyor ve mankenin üzerine boya sıkmaya başlıyor. Tam anlamıyla bir modern sanat şovu. Bu şov 90’larda yavaş yavaş kendini gösteren kreatif podyum örneklerinin kesin başlangıç noktası oldu ve modada yeni bir dönemi başlattı.

 

Bu şov ne kadar beğenildiyse bir o kadar göz korkuttu. Kimse böyle bir riske girmek istemiyor, daha doğrusu koleksiyon tanıtımının içine böyle bir şov eklemeye cesaret edemiyordu. Yani bu şovun 2000’lerin başlangıcında moda dünyasına kattığı tek şey podyumlara değil koleksiyonlara şov ekleme özgürlüğünden başka bir şey değildi.

 

2008’e geldiğimizde ise modanın kralı sonbahar/kış sezonu için unutulmaz bir defile düzenliyor. O dönem Chanel’in başında bulunan Karl Lagerfeld ‘kalıpları olan’ bir moda evinin başında olmasının yaratıcılığını engellemesine ve markanın değerinin düşmesine izin vermeyerek defilenin de koleksiyon kadar çarpıcı olmasını istiyor. Bu nedenle o yıl podyuma devasa bir atlıkarınca kurduruyor. Ve tabii ki atlı karıncanın üzerinde oyuncak olarak da devasa çantalar, ayakkabılar ve rujlar bulunuyor. Herkes bu konsept fikrini o kadar çok beğeniyor ki. Daha doğrusu o güne kadar birçok konseptli koleksiyonu gören izleyiciler ilk defa konsepti bu kadar yaşatan bir podyum gördükleri için hayranlıklarını saklayamıyorlar. Tabii bu da Karl’a çok ciddi bir güç ve diğer tasarımcılara da yaratıcılıklarını

kullanmak için fırsat veriyor.

 

Karl Lagerfeld 2012 İlkbahar/Yaz defilesinde ünlü şarkıcı Florence Welch’e devasa bir istiridye kabuğunun içinde şarkı söyletip “Venüs’ün Doğuşu”nu canlandırarak, 2014 Sonbahar/Kış koleksiyonunda podyumu bir süpermarkete dönüştürerek ve 2015 Sonbahar/Kış defilesini Fransız geleneksel tarzı ile hazırlanmış bir bistroyla düzenlenmiş bir podyumda gerçekleştirerek bayrağı 2010’lu yılların başına dek taşımaya devam ediyor. Fakat 2016’ya girerken onun en eski hayranlarından biri rakip olarak karşısına çıkıyor.

 

2016’nın koleksiyonları yavaş yavaş çıkmaya başlarken aralarından iki tanesi sıyrılıyor. İkisi de birbirinden iddialı, ikisi de birbirinden yaratıcı.

 

İlki yine babamızdan geliyor. Karl İlkbahar/Yaz için düzenlediği defilede bu sefer tüm podyumu bir havaalanı terminaline çeviriyor. Alkışlar ne kadar havada uçsa da kabul edelim insanlar artık sadece dekor görmek değil hareket de görmek istedikleri için ikinci defileye daha çok ilgi gösteriyorlar.

İkinci defile 2016 Sonbahar/Kış koleksiyonunda karşımıza çıksa da birçok açıdan şu an en unutulmaz defilelerden sayılıyor. Çünkü Fransa’da şahlanmış, artık yavaş yavaş globalleşen Simon Porte’un ve markası “Jacquemus”nün ismini tüm dünya böylelikle duymuş oluyor. Defileye gelecek olursak, “READY-TO-WEAR” adlı koleksiyon görücüye çıkıyor ve sadeliği, yeni kesim teknikleri ile herkesi büyülüyor. Fakat asıl şok tasarımcının kendisinden geliyor. Şov esnasında Simon yanında beyaz bir at ile podyuma çıkıyor. Herkes şaşkın, herkes çıldırmış ve herkes tatmin olmuş. Tam da aranan şov podyumlarda yer bulmuş oluyor. Ve böylece McQueen ile temeli atılan, Lagerfeld ve Porte ile

şahlanan ‘podyumda şov’ mantığı tüm moda dünyasını yönetmeye başlar.

 

2017’nin İlkbahar/Yaz dönemine bu farkındalıkla giren Karl, hemen bir adım atarak koleksiyonun sonunda iki mankene robot kostümleri giydirerek sahneye çıkarıyor. Üstlerinde de tabii ki klasik Chanel döpiyesleri. Aynı sezon içerisinde Moschino ise kağıt bebeklerden ilham aldıkları koleksiyonları ile podyumu şekillendiriyor. Fakat asıl büyük hareketler 2018 yılında yapılıyor ve bize “Demek ki aslında hepsi bir yıl boyunca hazırlanmış.” dedirtiyor.

 

 

2018 Sonbahar / Kış koleksiyonlarına baktığımızda bir ilk ile karşılaşıyoruz. Bir süredir hiçbirimizin yabancı kalmadığı dronelar Dolce & Gabbana sayesinde ilk defa defilelerde kullanılmaya başlanıyor. 25 Şubatta Milano’da gerçekleşen çanta defilesinde son moda çantaları dronelar taşıyor. Ve tabii ki artık defile değil şov izlemeye gelmiş yüzlerce modasever bu olayı ayakta alkışlıyor. Gucci ise şovu koleksiyonun kendi ile yapmaya karar veriyor. Bunun için de mankenlere maket kafalar, ejderhalar ve yılanlar gibi görülmemiş aksesuarlar taşıtıyor. İlkbahar/Yaz döneminde ise bir sürpriz bizi bekliyor. Philipp Plein’ın şovunda Dita Von Teese’in Burlesque dansı ile resmen herkesi büyülüyor. Chanel ise bu iki sezonda çıkardığı defileleri birbirinin devamı şeklinde yapmayı tercih ediyor ve kış

döneminde her yeri sarı yapraklar ve kuru dallarla kaplarken yaz döneminde podyuma akan bir nehir ve çiçekler getiriyor. 

 

Günümüze gelip geçtiğimiz yarım yıllık süreci değerlendirecek olursak ilk önce 19 Şubat’ta Karl Lagerfeld’i kaybettiğimizi bilmemiz gerekir. Ölümü tüm moda dünyasını sarstı, onun ardından yapılan Sonbahar/Kış defilesi ona saygı duruşu niteliğindeydi. Penelope Cruz’un da çıktığı defilenin final kısmında mankenlerin kendilerini tutamayarak ağladıkları görüldü. Bu resmen devasa bir emeğe verilen veda öpücüğüydü.

 

İlkbahar/Yaz döneminde ise yıla damga vuran ilk defile Paris Haute Couture haftasından geldi. Viktor + Rolf tasarımı olan mesajlı tuvaletler; güncel cümleleri, renkleri ve imkansızlıkları ile gündeme bomba gibi düştüler. Ardından Jacquemus’nün lavanta tarlasında 2020 koleksiyonunu sunduğu defilesi herkesi hayran bırakmakla beraber Simon’un yaratıcılığına şapka çıkarmamıza sebep oldu.

Bu yıl beklenmeyen bir gelişme de yaşandı. Fredrik Tjaerandsen isimli tasarım öğrencisi mezuniyet koleksiyonu olarak bir defile sundu ki haftalarca gündemden (ve Instagram’larımızdan) düşmedi. Yarattığı balon şeklinde ve podyumda sönerek elbiseye dönüşen tasarımları ile hem bu yola bir taş daha koydu hem de ismini dünyaya duyurdu.

 

Sonuç olarak tüm bu örneklere baktığımızda gördüğümüz şey ise şu; 21. Yüzyılda bu kadar görsellik için yaşarken başından beri görsel olan modada sadece ürün yetmiyor, artık canlı sunumlar da gerekiyor. Hatta bazen sadece sunumlar... Açık konuşmak gerekirse bu sunum çılgınlığının akıntısı ile gitmeyen büyük moda evlerinin geleceğinin belirsiz olduğunu düşünmekle beraber gelen yeni neslin de ilgisinden mahrum kalacağını düşünüyorum. Bu da birçok para ve mertebe kaybı demek. Kimse kusura bakmasın ama açık ve öz.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

İlk Gördüğümüz Andan Bile Güzel: Yüksek Sadakat

02/08/2020

Çağımızın Hastalığı: Oblomovluk

01/08/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club