Teknolojinin Geleceğimizdeki Yeri

15/7/2020

Günümüz dünyasında kolayca gözlemlenebilir ki küreselleşme, hayatımıza pek çok farklı kavramla birlikte dijitalleşme kavramını sokmuştur. Dijitalleşme denilen terimin hayatlarımız üzerinde yarattığı etkiler bir süredir tartışma konusu olmaktadır. Bu teknolojiyle yaşayan bizlere bir sorumluluk yüklenmektedir: düşünme sorumluluğu. Geçtiğimiz yüzyıla dönüp baktığımızda günümüzde kullandığımız kavramların ve araçların eksikliğini kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz. Bu araçların ve kavramların entegre oluşu o kadar hızlı olmuştur ki onlar üzerinde düşünmeye insanoğlu fırsat bulamamıştır. Hayatlarımızı şekillendiren ve dış dünyayla bağlantımızı sağlayan dijitalleşme yeni pazarlama taktikleri, felsefi açıdan gerçeklik ve özgür irade sorunsalları gibi pek çok farklı konuları ortaya atmıştır. Bu yazının amacı ise bahsi geçen konuların insani ve ticari boyutta pozitif ve negatif açıdan incelenmesini yapmaktır.

 

Pazarlama: bir malın, bir ürünün, bir hizmetin vb. satışını arttırmak gayesiyle satış elemanları yetiştirme, piyasa durumunu ve gereksinimini saptama, tanıtma, paketleme gibi etkinliklerin tümü olarak tanımlanmaktadır. Pazarlama ilk olarak 1450’de yazılı reklam kavramının meydana çıkmasıyla başlamıştır. Tarih ilerledikçe dergiler, reklam panoları, radyolar ve televizyonlar üzerinde reklamlar verilmeye başlanmıştır. Günümüzde de dijital pazarlama adında bir departmanın ortaya çıkmasıyla internet gibi farklı mecralara reklamlar verilmektedir. Küreselleşen dünya sadece bireysel yaşantılarımıza değil aynı zamanda şirketlerin pazarlama yöntemlerini de oldukça etkilemiştir. Örneğin Fox adlı televizyon kanalının internet sitesi ve uygulaması olan Fox Play’i ele alalım. Bu uygulama, internet üzerinden dizi izlerken oyuncuların üzerindeki hoşunuza giden veya satın almak istediğiniz kıyafetleri diziyi durduğunuzda solda fiyatıyla birlikte satın alma seçeneği sunabilmektedir. 

 

 

2000 kişinin katılımı ile yapılan araştırmalarda ortalama bir insanın dikkat süresi 8 saniye olarak saptanmıştır. 2000 senesinde ya da mobil devrim öncesinde bu sürenin 12 saniye olarak belirlendiğini ele alırsak, bu incelemeler sonucunda görebiliyoruz ki insanlar gittikçe bir reklamı izlemeye ne tahammül edebiliyorlar ne de bir reklama tam olarak odaklanabiliyorlar. Şirketler de artık reklamlara fazlaca para ve vakit harcamak yerine internet üzerindeki algoritmaları kullanarak insanlara çok daha kolay, ucuz ve hızlı bir şekilde ulaşabiliyorlar. Bununla birlikte hızlı tüketimin de bir sonucu olarak artık şirketler olabildiğince insanların yaşamlarına girerek bu pazarlama taktikleriyle hızlı bir şekilde ürünlerini satabiliyorlar. Bir örnek daha vermemiz gerekirse Google’dan bahsedebiliriz. Google, arama geçmişimizi analiz ederek girdiğimiz siteler üzerinden bizlere reklam verebiliyor. Daha da uç bir noktaya değinecek olursak teknoloji artık internet üzerinden konuşma içinde geçen anahtar kelimeleri algoritmasına alarak bizlere reklam olarak sunabilmeyi mümkün kılıyor. Yukarıda verdiğimiz örneklerde arzuladığımız ürünlere kolayca erişebilme gücünün yanında bilgilerimizin bu kadar kolay bir şekilde 3. şahıslar tarafından ele geçirilebilmesi bizleri birçok tehditle baş başa bırakıyor. Sürekli dinlenmenin yanı sıra attığımız her adım kaydedilip takip ediliyor. 

 

Dijitalleşmenin ticari boyutu bir yana, bu küresel konunun bireysel hayatlarımıza etkisi de göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Konumuzu eğitim ve sağlık sektörü üzerinden ele alırsak karşımıza çok farklı durumların çıktığını görebiliyoruz. Bu noktada NFC denen teknolojiden bahsetmemiz gerekiyor.  NFC kısa mesafede geçerli olan kablosuz iletişim teknolojisidir. Hemen hemen artık her akıllı cihazda NFC denen teknoloji kullanılmaktadır. NFC sayesinde bir cihazdan başka bir cihaza veri aktarımı yapabilir ya da kredi kartımızı tanımlayarak gittiğimiz yerlerde para ödeme işlemini bu teknoloji sayesinde gerçekleştirebiliriz. İşin daha ileri noktası artık bu teknolojinin iğne yöntemi ile derimizin altına işlenebiliyor oluşu. Deriye işlenebilir NFC henüz tam olarak olgunlaşmamış bir proje olsa da bu teknolojiyi hem olumlu hem olumsuz birçok yönden ele alabiliriz. Örneğin; kişisel bilgilerimizi işleyebildiğimiz bu teknoloji sağlık alanında oldukça rahat bir şekilde kullanılabilir. Akıllı bir cihazla giriş yaptığımız kan grubumuz, sağlık sorunlarımız, kimlik bilgilerimiz ile çok daha rahat bir şekilde işlem yapmak ya da bir kaza anında yakınımıza ulaşmadan direkt müdahale ve tedavi için bilgilerimize ulaşmak mümkün. Hatta daha somut bir örnek vermek gerekirse NFC’ye benzer bir sistemle çalışan bir teknoloji ürünü ile yapılan son prototip çalışmalarına göre artık dövme gibi uygulanan basit bir grafen bant üzerindeki sensörler sayesinde kan şekeri değerlerimiz ölçülüp, şeker hastası olup olmadığımız belirlenebiliyor. Ayrıca terimizdeki ısı değerleri ve pH/kimyasal bileşenleri ölçülüp ilaca ihtiyacımız olup olmadığı da anlaşılabiliyor. Yalnız yukarıda bahsettiğimiz gibi bu teknolojinin daha yeterince olgunlaşmamış olmasıyla birlikte tamamen dijital bir ortamdan ilerleyen bu sistem kişisel bilgilerin kolaylıkla üçüncü şahısların eline geçebilmesine ve kullanıcıların büyük bir tehditle karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor. Ek olarak derimizin altına yerleştirilen bu teknolojinin sağlık açısından uzun vadede ne gibi etkiler göstereceği bilinmemekle birlikte sistemin hata vermesi veya bozulması gibi durumlarda nasıl müdahale edileceği meçhul. 

 

Dijital ve sağlık konusuna değinecek olursak doktor ve hasta ilişkisinden bahsetmemiz gerekmektedir. Yapılan çalışmalar üzerinde artık hasta kişiler doktora gitmeden akıllı cihazlar ve VR (sanal gerçeklik) dediğimiz teknoloji üzerinden doktorlardan randevu alıp hastaneye gitmeden kendilerini muayene ettirebilecekler. Tamamen alışılmışlığın dışında olan bu sistem ile doktorlar bir gün içerisinde daha çok hasta ile ilgilenebilecek ve hastalar sorunları olunca kişisel alanlarından çıkmak zorunda kalmayacak. Bu sistemin çok da uzak olmadığını şimdiki psikolog randevuları üzerinden söyleyebiliriz. Artık birçok psikoloğun görüntülü görüşme yapılabilen dijital ortamlar sayesinde insanlara terapi verebildiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Artı bir yön olarak insanların alıştıkları uzmandan ülke ve zaman farkı gözetmeksizin hizmet alabilecekleri gerçeği dikkatlerden kaçmıyor.

 

 

Dijitalleşmenin eğitim sistemini oldukça köklü bir biçimde değiştireceği kesin olarak görülmektedir. Bazı öngörülere göre üniversitedeki eğitimin tamamen dijital bir ortam ile evlere taşınacağı, üniversitelerin sadece insanların sosyalleşmek için bulunacağı bir alan olacağı öngörülmektedir. Bu öngörünün gerçekleşmesi halinde eğitim alan insanların hem olumlu hem olumsuz olarak çok yönlü bir şekilde etkilenebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Herkesin istediği alanda ve aynı kalitede alabildiği bir eğitimle kişisel farklar gözetmeksizin oluşacak eşitlik olgusu iş hayatına daha çok yansıyacak. Eğitimli birey sayısındaki artış sayesinde bu teknolojinin ulaştığı ülkelerin ekonomik düzeyi ve iş gücünün artacağı tahmin ediliyor. Ama bu sistemin birçok eksiği de yanında gelecektir. Devletlerin eğitim sistemine çok daha rahat bir şekilde müdahale edebileceği bir ortam oluşması ile insanların devletin belirlediği bilgiler doğrultusunda doğru-yanlış’a yönlendirilmesi olağan bir durum olacaktır. 

 

Özgür irade sorunsalı ise yadsınamaz bir unsurdur. Bir bilgiyi paylaşmama kararı yaşadığımız dönemlerde verebiliyor olduğumuz bir karar olmaktan çıkmış bulunuyor. İnternet üzerindeki herhangi bir veriye bir başkası tarafından sizden habersiz bir şekilde erişilmesi işten bile değil. VR ismi verilen ve bizlere yeni bir gerçeklik sunan bir cihaz hayatlarımıza girdi. Şimdilik sadece görsel olan bu aygıtın son zamanlarda, kokuya hitap eden versiyonları da piyasaya sürülmüş durumda. Böyle bir aygıttan tüm duyu organlarına hitap eden bir maske hatta tüm vücuda hitap eden bir ‘kıyafet’ yapılması oldukça yakın bir gelecekte mümkün olacaktır. Yukarıda bahsi geçen NFC’nin derinin altına nüfus eden halinin gelişmiş bir versiyonunda bir insanı tek bir tuşla öldürmek belki de mümkün olacak. Öte yandan ders alma sürecinin evden ilerleyebilmesi demek ‘home office’ çalışan, yemeğini dışarıdan söyleyen insanları sosyallikten bir adım daha uzaklaştıran bir unsur olacak. Bu senaryolar ne kadar pesimist gözükse de bir o kadar ihtimal dahilindeler çünkü ilerleme önlenemez bir şekilde devam ediyor. Yadsınamayacak bir gerçek varsa o da teknolojinin bu kadar gelişmesinin her birimizin hayatını evrensel boyutta etkilemesidir.  En başta da dediğimiz gibi, çok hızlı değişip dönüşen bu dünyada her birimizin düşünme sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

İlk Gördüğümüz Andan Bile Güzel: Yüksek Sadakat

02/08/2020

Çağımızın Hastalığı: Oblomovluk

01/08/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club