Marco Polo ve Il Milione: Hayal ürünleri mi, keşfedilmiş mucizeler mi?

20/7/2019

   Kimsenin ona inanmadığını bildiği için gördüklerinin sadece yarısını anlatan Marco'nun, kim bilir daha bahsedeceği ne güzel mucizeler vardı...

 

   Söyleyeceğiniz son sözleri seçme şansınız olduğunu düşünün. Sesinizin yankıladığı son kelimeler... Sizce ne söylerdiniz? “Hepiniz hoşçakalın.” mı? (Hart Crane) “Ağlayacak bir şey yok.” Mu? (Konrad Adenauer) “Sen de mi Brütüs?” mü? (Julius Sezar) Yoksa bu sorunun karşısında bana “Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru sözler söylememiş aptallar içindir.” mi derdiniz? (Karl Marx) Siz ne derseniz deyin, beni küçüklüğümden beri son sözler bir hayli etkilemiştir. Hatta son sözlerinden çok etkilendiğim, sizinle de hayatını paylaşmak istediğim biri var: “Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım”, Marco Polo.

   15 Eylül 1254 günü Marco Polo, zengin bir tüccar ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini muhteşem Venedik şehrinde açtı. O dönemlerde Venedik, Akdeniz Bölgesinin ticaret merkezi konumundaydı. Babası Niccolò Polo ve amcası Maffeo Polo'nun tüccar ve keşif olmaları, Marco'nun varlıklı bir ailenin oğlu olmasına ve dolayısıyla iyi bir eğitim almasına sebep oldu. Marco, klasik yazar eğitimi almakla beraber İtalyancanın yanında Fransızcaya da hakimiyet kurdu.

 

   Sanırsınız Marco mükemmel bir çocukluk geçirmiş. Ancak gerçek hayatı bu mükemmelliğe hiç yakın değildi. Babasının ve amcasının çeşitli seyahatleri nedeniyle Marco, çoğu zaman babasından ayrı kaldı. Annesini çok erken yaşta kaybetti; çocukluğunun neredeyse tamamını annesiz ve babasız geçirdi. Babası dünyanın diğer ucunda mücevher ticareti ile uğraşırken, Marco kendi kendine büyümeyi öğrendi. Babasıyla ilk defa ne zaman mı tanıştı? 1269 yılında, Marco 15 yaşındayken, babası ve amcası Venedik'e geri döndüklerinde birbirlerini ilk defa gördüler. Ancak Venedik'e dönmelerinin sebebi Marco'yu görmek değildi. Günümüz Çin'ini ziyaret eden Nicollò ve Maffeo, orada Cengiz Han'ın torunu Kubilay Han ile tanışmışlardı. Dönemin Moğol İmparatorluğu kağanı, Hıristiyanlığa duyduğu ilgiyle Polo kardeşlerden 100 papaz ve dolu dolu kutsal su ile Çin'e geri dönmelerini istedi. Han'ın imparatorluğu, Kutsal Roma İmparatorluğu içinde yaşayanlar için büyük bir gizem haline gelmiş; Vatikan duvarları dışında böylesi bir kültürü tanımak Polo kardeşler için kaçınılmaz bir fırsat olmuştu.

 

   100 papaz toplamayı başaramayan Polo kardeşler, zorlu seyahatin daha en başlarında İtalya'ya geri dönen iki papaz ile 1271 yılında yola koyuldular. Ancak bu iki papaz dışında yolculuğa yeni katılan küçük bir genç vardı: Marco Polo'nun ta kendisi. 17 yaşında ilk seyahatini çıkan Marco Polo, anılarında bu macerasından bahsetmeyi unutmadı. Orta Doğu'dan geçen bu üçlü, oranın kültürünü ve hayatını içlerinde yaşadılar. Peki Marco'yu babası ve amcasından farklı kılan neydi? Onların aksine, Marco gördüğü her yerin, yediği her yemeğin, duyduğu her kokunun, tanıdığı her kültürün kaydını alıyordu. Böylelikle de anılarını sonsuzlaştırıyordu. Yazıları sayesinde Batı dünyası ilk defa Doğu coğrafyası ve kültürü hakkında bilgilendi. Hastalanması üzerine günümüz Afganistan'ının dağlarında bir süre ara vermek zorunda kaldılar. Marco'nun anlattıklarına göre, Gobi Çölü'nden tamı tamına bir senede geçtiler ve bu süre zarfında neredeyse hiç yemek bulamadılar. Dört yıl süren yolculuğun sonunda, Polo ailesi Çin'e; ve Marco'yu mimarisi ve estetiğiyle etkisi altında bırakan yazlık sarayı Xanadu'da kalan Kubilay Han'a ulaştılar. Kayıtlarında Xanadu'dan hayranlıkla bahseden Marco, duvarları altın ve gümüş ile kaplı olan sarayda, 6000 kişinin aynı anda yemek yiyebileceği genişlikte bir yemek salonu bulunduğunu belirtmeyi de unutmadı.

 

   Çin'de sadece birkaç sene kalıp ülkelerine geri dönmeyi planlayan Polo ailesinin gelecekleri düşündüklerinden daha farklı gelişti. Venedik'i bir sonraki görüşleri tamı tamına 23 sene sonrasına denk geldi. Niccolò ve Maffeo'ya Saray Kabininde yer veren Kubilay Han, genç Marco'nun yeteneklerinden etkilenmiş olacak ki onu bir tüccar olarak yetiştirme kararı aldı. Böylelikle genç tüccar, Çin kültürü ile içli dışlı olmasından dolayı yeni bir dile daha hakim oldu. Nihayetinde Marco, özel elçi olarak görevlendirildi ve daha önceden Avrupalılar tarafından hiç keşfedilmemiş Asya bölgelerine gönderildi: Burma, Hindistan ve Tibet, Türkistan, Pamir Dağları, Mezopotamya bunlardan sadece birkaçıydı.

 

   Seyahatlerinde Marco sadece Moğol İmparatorluğu hakkında bilgi edinmekle yetinmedi, aynı zamanda mucizeler keşfetti. İmparatorluğun kağıt para kullanmasından hayrete düşen Marco, Avrupa'ya daha ulaşmamış bu sistemi ve ekonomilerini imrenerek inceledi ve sonrasında yazıya döktü.

23 sene Han'ın kabinesi içinde yer alan Pololar, aslında İmparatorluk altında geçirdikleri 17 yıldan sonra eve dönme vakitlerinin geldiğini düşünmüşlerdi. Bu fikir Han'ın hiç hoşuna gitmese bile, eninde sonunda dönmeleri gerektiğinin o da farkındaydı. Ancak son bir isteği vardı: 1292 yılında, Marco'dan, babası ve amcasıyla beraber, İran Şahı ile evlenecek Moğol bir prensesi müstakbel kocasına götürmesini istedi. Yanlarına 600 kişiyi alarak 14 gemi ile yola çıkan Pololar, 18 ay süren zorlu bir deniz yolculuğuna çıktılar. İran'a ulaştıklarında, Pololar ve prenses dahil sadece 18 kişi hayatta kalmayı başarmıştı.

 

   Son görevlerini tamamlayan Pololar, 23 senedir uzak kaldıkları Venediklerine geri döndüler. Ancak Venedik bıraktıkları gibi değildi. Artık tanınmıyorlardı ve yerel dili konuşmakta zorlanıyorlardı. Bunlar yetmezmiş gibi, Venedik'i Cenevizliler ile savaşırken buldular. Marco, Cenova ile yapılan savaşta bir gemiye kaptanlık yaptı, ancak bir Ceneviz hapishanesine esir olarak gönderildi. Burada, en yakın arkadaşı Rustichello ile tanışma fırsatını yakaladı. Pisa şehrinden gelen yazar Rustichello, Marco'nun Asya'da geçirdiği her anı, nasıl yerler gördüğünü, nerelere seyahat ettiğini, neler yaptığını teker teker dinledi; Marco'yu bunları yazıya dökmeye teşvik etti. İşte böylece, Marco ilk kitabı olan “Dünyanın Hikaye Edilişi: Harikalar”ı yazdı. Sonralarda “Marco Polo'nun Seyahatleri” adıyla hem Fransızca, hem İtalyanca hem de Latince yayımlanan eser, etnolojik ve sosyolojik bir değer taşımanın yanı sıra, Avrupa'da en çok okunan kitap haline geldi. 1299'da hapisten çıkan Marco, artık ünlü sayılabilirdi. Ancak bu demek değildi ki herkes Marco'ya inanıyordu. Anlattıklarının gerçekliğinden şüphe duymayanlar çok az sayıdaydı. Hatta kitabı üçüncü bir başlığa daha layık görüldü: “Il Milione”, yani Türkçe adıyla “Bir Milyon Yalan”. Fakat zengin bir tüccar olan Marco, hayatına devam etmeyi tercih etti: Güzel bir kadına koca ve üç kıza da baba oldu. Yaklaşık 25 sene boyunca aile mesleğine devam eden Marco, 8 Ocak 1324'te Venedik'teki evinde dünyaya gözlerini yumdu. İşte tam da burada, hayata veda etmeden önce; etrafı, ailesi, arkadaşları ve hayranları ile çevriliyken ondan kitabının sadece bir hayal ürünü olduğunu itiraf etmesi istendi. Ancak Marco Polo, son sözlerini söyleyerek, “Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım.” demekle yetindi.

 

   Ölümünden sonra, pek çok tarihçi, coğrafyacı ve uzman, Marco'nun seyahatlerini ve bunların doğruluklarını araştırdı. Sonuç mu? Hayattayken kimsenin inanmadığı hikayeleri, ölümünden sonra herkes tarafından onaylandı. Öyle ki Marco Polo, “Il Milione” sayesinde, Kristof Kolomb dahil, bilinen çoğu gezinin ilham kaynağı oldu. Doğu'ya giden yeni bir yol keşfetmek için Atlantik'te yolculuğa çıkan Kolomb, seyahat süresince “Il Milione”yi yanından asla ayırmadı.

 

   Marco'nun yazıları neden mi özel? Çünkü dünyanın dört bir yanında tanıklık ettiklerini ilk kaydeden o. Aslında kendisinden bile hiç bahsetmiyor. Gerçekte ne kendisi, ne de düşünceleri hakkında en ufak bir fikre sahibiz. Anlatıları sadece keşfettiği mucizelerden ibaret. Ama bu mucizeleri bir o kadar derin, bir o kadar da hayranlıkla yazıya döküyor. Gördüğü her manzaranın, tattığı her lokmanın, içine çektiği her kokunun, dokunduğu her şeyin, işittiği her sesin ve tanıdığı her kültürün en ince detayına kadar hem de...

 

 

 

________________________________________________________________________________________________________________

 

Kaynakça:

www.onedio.com.tr

https://en.wikipedia.org

www.biography.com

www.bilgiustam.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Sinemanın Provokatif Ruhu: David Lynch

14/09/2020

Aşkın ve Komedinin Kadını: Nilgün Belgün

13/09/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club