İlk Zamanlarında Sinema

Günümüzde gittikçe büyüyen ve gelişen sinema sektörü… Şimdi sinemaya gittiğimizde dev yapımlar görüyoruz. Mükemmel efektler, harika grafikler, gelişmiş kameralar, geniş oyuncu kadroları, birbirinden farklı senaryolar, 3D yapımlar ve daha bir sürü şey… Peki ilk zamanlarında sinema nasıldı? Sinemanın ilk zamanları anlattığımız yazımızda nasıl ortaya çıktığını , geliştiğini ve neler yaşandığına değindik.

TDK sinemayı "Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir ekran veya perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işi" olarak belirtmiş. Yedinci sanat olarak kabul edilir.

Günümüzde büyük yapım şirketlerinin egemen olduğu sinema sektörü, 90 milyar dolara aşkın bir pazara sahip. Amerika, bu pazarın çoğuna hakim durumda. Ama bu pazar ilk olarak Fransa'da ortaya çıkıp ilk yıllarında da orada gelişti. Sinema, bu gelişmeler sonucunda günümüzdeki halini alana kadar birçok yoldan geçti. Yazımızda da kısaca bu gelişmelerden, sinema tarihinden bahsedeceğiz.

Hafta sonunu , bir arkadaşımızla beraber, güzel bir film izleyerek bir sinemada geçiriyorsak , bu güzel gün için Lumiere Kardeşler'e teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü Louis ve Auguste Lumiere kardeşler, 13 Şubat 1895'te sinematograf patentini alarak bizi sinemayla tanıştırdılar. Ama Edison'nun da emeğini göz ardı edemeyiz. Edison, 1891 yılında Kineteskop adında bir aygıt icat etti. Bu aygıt fotoğrafları art arda göstererek cisimleri hareket halinde gösteriyordu, sinema filmi göstericilerinin ilk örneklerindendir.

Lumiere Kardeşler, bu aygıtı geliştirerek sinematografiyi tasarladılar. Babaları fotoğrafçı olan kardeşler, bu tarz aygıtlara yabancı değillerdi. Bu aygıt, görüntüleri kaydetmeye ve bir ekran üzerinde oynatmaya yarıyordu. "Trenin La Ciotat Garına Gelişi" 22 Mart 1895'te Paris'te Lumiere Kardeşler tarafından çekilen ve ilk halka açık film gösterimi yapılan filmdir. Film son derece basittir: tren gara gelir, bu kadar. İzleyiciler, üzerlerine geldiğini sandıkları trenden kaçmışlardır.

Halkın çok sevdiği sinemalar, çok hızlı gelişti. Bu gelişmeyle beraber Lumiere Kardeşler, dünyanın farklı yerlerine operatörler göndererek çekimlere başladılar. Bu çekimler, dünyada büyük ilgiyle karşılandı. İlk filmler tabi ki, hikaye anlatmıyorlardı. Belgesel niteliğindeydiler. Sadece durumları çekiyorlardı : fabrikadan çıkan işçiler, trenin gara gelişi gibi. İlk sinema sansürü de bu zamanlarda oldu. 1896'da Rus çarının tahta çıkışı çekiliyordu, bir kaza yaşandı o sırada. Kameramanların çektiği o görüntülere, polis el koydu.

1903 yılında filmler öykü anlatmaya başladı. Bunun öncüsü Fransız yönetmen Georges Melies oldu. Tiyatroyu filme çeker gibi sabit duran bir kameradan filmlerini çekti. Değişik çekim ölçeklerini, kamera açılarını kullanan ve kamerayı öykünün değişik ritimlerine göre uygulayan ilk sinemacı Amerikalı Edwin S. Porter'dır. 1903 yılında “Büyük Tren Soygunu” adlı filminde değişik kamera açılarını kullandı. Sinemayı başlı başına anlatım aracına dönüştüren ise Griffith'tir. Günümüzdeki klasik sinema tekniklerini ilk uygulayan oydu.

1920-1927 yılları arasında, sessiz sinema kullanılıyordu. Bu dönemde, farklı film türleri ortaya çıktı ve ilk örneklerini verdi. Komedi, cinayet, korku, sanat ve tarihsel filmler bu dönemde çıkarak yayıldı. Hatta Sovyet hükümeti, sinemayı propaganda amacı olarak kullandı. Buna oldukça önem veren hükümet dünyanın ilk sinema okulunu kurdu: Devlet Sinema Enstitüsü (VGİK).

Ses ile görüntüyü birleştirme işlemleri 1919 yılında başladı. Lee De Forest, sesi optik olarak filmin üzerine kaydeden aygıt geliştirdi. Bu aygıtla, Fonofilm adıyla patent aldı. Bir dizi film gösterisi yaptılar. O dönemin büyük yapım şirketleri, bu aygıtın pahalı olması gerekçesiyle ilgilenmedi. O zamanlar küçük bir yapım şirketi olan Warner Bros sesli yapım ile ilgilendi ama amaçları sadece filme müzik eklemekti. “Don Juan” adlı filmi 6 Ağustos 1926'da müzikal olarak gösterdiler. Sinema tarihinin ilk sesli filmi, 1927 yılında, “Caz Şarkıcıları” adlı film oldu. Filme, müzikler ve bazı diyaloglar yerleştirildi. Daha sonraları, çekimlerden sonra seslendirilen filmler yapıldı. Dublaj uygulaması ilk olarak “Hallelujah!” filmi ile kullanıldı.

İlk filmler belgesel gibi olduğundan oyuncular yer almıyordu. Günümüzde bir sürü oyuncu var olsa da bu oyuncuların ilki "Kraliçe Mary'nin İdamı" adlı filmde Kraliçe Mary'yi canlandıran, R.L Thomas'tır. Bu filmde ilk defa dekor ve kostüm kullanılmıştır.

Sesli sinemayla birlikte, renkli filmler gösterilmeye başlandı. Fakat kullanılanlar, çok ilkel yöntemlerdi. Disney'in çizgi filmlerinde renkler kullanıldı. Bunun ilk örnekleri, 1933 yılındaki “Üç Küçük Domuzcuk” çizgi filmi ve 1934 yılındaki “La Cucaracha” filmi renklerin kullanılmasını yaygınlaştırdı. Tam anlamıyla renkli sinemaya geçiş, 1935 yılında “Becky Sharp” filmiyle oldu.

Sinemaya tarih birçok yön verdi. Her türlü tarihsel gelişim ve yaşanan olay, sinemayla karışarak hayatımıza girdi. Savaşlar, devrimler, aşklar, korkular, heyecanlar; filmlere konu oldu. Konularla birlikte akımlar ortaya çıktı. Bu akımlar ve konulara göre sinema şekil alarak gelişmeye devam etti.

Sinemanın yedinci sanat olarak adlandırdığını söylemiştik. Umarız bu durum günümüzde geçerliğini koruyordur. Büyük bir pazar halini alan sinema, günümüzde endüstriye dönüşmüş bir halde. Yapımcıların sadece kâr amacı güderek kaliteden yoksun filmler yapmamasını diliyor ve teknolojinin son derece geliştiği çağımızda, kaliteli yapımlar bekliyoruz.

Yazıda sinemanın ilk yıllarına ve kısa tarihine değinmeye çalıştım. Umarım beğenirsiniz. Sonraki yazılarda görüşmek üzere!

Kaynakça

http://saklikutuphane.blogcu.com

http://www.filmyapim.net

https://www.turkedebiyati.org

https://tr.0wikipedia.org

http://www.tdk.gov.tr/

Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club