Bir Sabah


Uyandığında, saatten bihaber vaktin öğleye geldiğini anlamıştı. Sol şakağının üzerinden tombul bir ter damlası dudağının kenarına düşmek üzereydi, sağ elinin tersiyle baş parmağı ve işaret parmağını ortalayarak terin dudaklarıyla buluşmasına engel oldu. Engel oldu olmasına ama yolculuğu 1 numara saçlarını taşıyan kafasından başlayan ve saatlerdir iniyormuş hissi yaratan ter damlasının sahte tuzlu tadını çoktan hissetmeye hazırdı dudaklarında, bu yüzden o damlayı durdurduğu için pişman olmuştu. Beklediği ve hazırlandığı o histen kendini mahrum bırakmıştı, yataktan kalkmaya çalışırken son aklında kalan o ter damlasının hikayesiydi; insanın kendini olacağına hazırladığı şeyi durdurması, başına gelecek olan şey kötü dahi olsa yarım bırakır mı insanı diye düşündü, halbuki ufacık şeylerden anlam çıkarma huyu küçük yaşlardan itibaren dikkat çekmiş, insanlar sırasıyla bunu ondan almaya çalışmıştı.


İki göçmen kuşun masalını anlatan annesine 'kuşlar nereye giderlerse gitsinler hep geri dönüyorlar anne bir yere ait olma hissi bu kadar güçlü müdür, insan hep evi özler mi' demişti, 8 yaşındaki oğlundan cümleye şaşıran kadın masalına ilginin yeterli olmadığına inanıyor olacak ki sitemle 'kuş onlar işte uçarlar canları nereye isterse masal bu' diyebilmişti. Babasının tüm o onlar senin kanın muhabbetine karşın hiçbir zaman sevemediği halasının oğulları büyük bir mutlulukla güvercinin boynunu kırdıklarını haber verdiklerinde 'insan gücünün yetebildiği her şeyi böyle ezmek ister mi' diye düşünmüştü ama bu düşünceden sonra güvercinden sonraki kurbanın kendi olacağını ve dayaktan nasibini alacağını düşünememişti. Ya da geçtiğimiz yıl, sevgilisi ile Kadıköy'de bir çay bahçesinde otururken sağ yanağında hissettiği rüzgar denizden okşamak için uzandığında 'elimi eskisi gibi tutmuyorsun bir sorun mu var' dediği an 'yine başladın saçmalamaya' cevabı ile karşılaşacağını tahmin etmemişti, 4 gün sonra ilk okuldan beri en yakın arkadaşı, sevgilisini bir başka erkekle el ele gördüğünü söylediğinde acı 'bir gülümsemeyle bir sorun olduğunu tahmin etmiştim' diyebilmişti.


Karşılaştığı tüm engeller, sorularını yavaş yavaş engellemişti, sağ elinin tersindeki baş parmağının ve işaret parmağının ortasının dudağının kenarına ulaşmaya çalışan ter damlasını engellediği gibi. Ama düşünmesini engelleyememişlerdi, sabah yataktan kalkarken ter damlasından başlayan macerası, insan ırkına sıçramayı bu sayede başarabiliyordu. Annesinin sesini duydu içeriden, adını söylüyordu bir de kahvaltının hazır olduğunu, masanın üstünden pijamasının üstünü aldı ve üzerine giydi. Camından kafasını dışarı çıkardı, gerçek olmadığının farkındaydı ama her sabah camının karşında uçsuz bucaksız bir orman olduğunu, içerisinde bir adamın yaşadığını hayal ederdi. Adam, her sabah erkenden uyanır kendi kahvesini kendi yapar (annesi sabahları kahve içmesine izin vermezdi), ormana çıkar, dilediği yere yürür baltasını eline alır ve yaşlı ağaçları yaşlı baltasıyla var gücüyle döver tek başına bir ağaç yere indirirdi. Güneşin batmasına yakın, eve döner ve ayda bir indiği şehirden depoladığı yemeklerden istediğini yine kendi başına yapar, istediği saatte kendi başına yerdi. Bir gün derdi, bir gün o ormana gidicem, o adamı görücem, hiç konuşmadan kullanmadığı baltasını alıcam ve yaşlı ağaçları deviricem. Kahvaltısını yaptıktan sonra içmeyi unuttuğu çayından bir yudum, sol yanağına da annesinden bir öpücük aldı. Masasının üstünde duran gömleğini ve pantolonunu giydi kapıya yöneldi, bundan önce hepsi hüsranla sonuçlanan denemelerinden korkan annesi bastonunu almayı unutma diye seslendi. Dünyada bu sopadan daha çok nefret ettiğim ne var diye düşündü, insanın gücü yeteni ezme istediği geldi aklına, kafasını daha fazla kurcalamadan bastonunu alıp çıktı evden. Evin önündeki kaldırıma geldiğinde bir ses duydu, hızla bir araba yaklaşıyordu ama ilgisini çeken bu değildi, bir adam 'Evlat' diye seslenmişti, güçlü bir ses yüksek tondan geliyordu, daha yüksek başlayıp gücünü e harfine ayırmış son dört harfte yavaş yavaş azalmıştı. 'Gel' dedi, 'artık gücüm yetmiyor bu ağaçlara, kullanmadığım baltamı almana gerek yok, benim baltam da artık senindir, ben taşınıyorum.'


Ertesi günün gazete haberi:


Doğuştan görme engelli 32 yaşındaki J.K., evinin önündeki kaldırımdan karşıdan karşıya geçmeye çalışırken bir arabanın altında kalarak can verdi, 11 metre sürüklenen J.K., araba yol kenarındaki levhaya çarptığı esnada başına aldığı darbenin etkisi ile yaşamını kaybetti. Görgü tanığı olan bir kadın, hayatını kaybeden adamın kaldırımdan ilk adımını atarken gülümsediğini söyledi.

Fotoğraf: Zeynep Hazal Yıldız

Daha Fazlası: 

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club