Gerçeği Anlamak ve Yayımlamak

25/9/2017

 

 

   İnsan ancak anlayabildiği kadarıyla kaimdir. Yani insanın yaşamı keşfetme mücadelesi olarak tanımlarsak, yazar bu arayışı kalemiyle yapan kişidir. Benim görüşüme göre burada kişisel gelişim kitapları ile gerçek yaşamın ayrıldığı nokta bireycilik meselesi. Yani kişinin kendisini çevresinden soyutlayarak sanal bir benlik inşa etmesi ve dokunduğu her şeyi bu benlik üzerinden yorumlaması. Sanıyorum ki içinde yaşadığımız dünyanın ve ne yazık ki bu dünyayı şekillendiren kapitalizmin hepimize attığı en büyük ve boktan kazık da bu oldu.

 

     Dokunmatik ekran kullanabildiğimiz için kendimizi bir şey sandığımız, bir topluluğa dahil olmamayı maharet olarak gördüğümüz ve doğal şartlarda utançtan sokağa çıkamayacağımız şeyleri bir şeref nişanı gibi ortalıkta anlattığımız bir yerde yazıdan ne bekliyoruz? Birilerinin iç hezeyanlarının binlerce insanın dertlerinden daha çok merak edildiği bu zamanda “gerçek” denen şeyin yayıncılıktaki yerini daha fazla konuşmak ve daha fazla deşmek zorundayız.

 

   Aristo, zamanı aktarmada şiir yazımının tarih yazımından daha güçlü bir silah olduğunu söyler. Çünkü edebiyat, içinden doğduğu zamanı sadece neden sonuç ilişkisiyle değil, çok daha geniş bir çeperle ve insan hikayeleriyle birlikte ele alır. Tarihsel olarak edebiyatın gücü ve dönüştürücü etkisi buradan gelir. Victor Hugo’nun bir idam mahkumunun son gününü anlattığı kitabı tam da bu yüzden hala idama karşı en büyük manifestolardan biridir. Maksim Gorki’nin “Ana”’sı bugün her coğrafyada, meydanlarda, sokaklarda, copların ve namluların gölgesinde evladını aramaktadır.

 

  Acı, mücadele, direniş, zafer, yok oluş, yıkım ve gerçeğin reddedilişi evrenseldir. Çünkü bütün iktidarlar kendi sürekliliklerini yalanlarla sağlamaya, bu yalanları ifşa edenleri de cezalandırmaya meyillidir. İşte bu noktada yazan insanın önünde iki seçenek kalır. Ya bütün bu şahitliğinize susup kendi hikayenizden bir dram devşirerek insanların yalnızlığı üzerinden isminizi duyurursunuz ya da şahit olduğunuz gerçeği kelimelerle perçinleyip insanları bir mücadelenin etrafında yalnızlıklarından kurtulmaya çağırırsınız. “Beni okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun, insan sömürüsüne karşı çıksın” diyen Yaşar Kemal’in bu çağrısı aslında bütün edebiyat hayatının özetidir.

 

    Bütün toplumcu gerçekçi yazarların ortaklaştığı nokta ise sokağı tanımaları, bilmeleri ve sokağın içinden gelmeleridir. Çünkü sokak yalan söylemez, sokak boş bir umudu büyütmez, sokak depresyona girmez ve daha önemlisi sokak herkesi ilgilendirir. Dünyanın kalbinin aslında “sıradan” insanın yaşamında attığını ve bu dünyayı değiştirecek esas şeyin o sıradan insanın  duruşu olduğunu bilen tüm yazarlar, eserlerini geleceğe taşıyabilmiştir. Zamansız ve evrensel bir cümle kurabilmek için zamanın ve toprağın gerçekliğini sahiplenmek gerekir.

 

   Şimdi tam bu noktada yayımcılık meselesine gelelim istiyorum. Edebiyat dergileri, başlarına konulan “popüler” sıfatıyla yumuşatıldığında yapılan şeyler daha masum hale geliyor. İnsanı hizaya sokan şey nasıl ki vicdanıysa, bir yayını hizaya sokan şey de politikasıdır. Biz Bavul Dergi olarak yayın politikamızı belirlerken toplumcu gerçekçi hattı ve Sokak, Öküz, Hayvan, Katık, Kaçakyayın dergilerinin mirasını devam ettirmek hedefini seçtik. Umarız kendi iddiamızı gerçekleştirebilir ve zamansız cümlelerin kurulduğu, en büyük saygıyı “gerçeğin” gördüğü bir yayın hattını yaşatabiliriz.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Daha Fazlası: 

Deli Dahi: Salvador Dali

05/08/2020

İlk Gördüğümüz Andan Bile Güzel: Yüksek Sadakat

02/08/2020

1/15
Please reload

 2017, developed and designed by Emre Göler for Galatasaray University Business Administration Club